Eskişehirliyiz.biz Ana Sayfa Eskişehir Apart Yurt Rehberi  
Üye Ol Üye Giriş
Eskişehir Forum Tartışma Platformu
www.eskisehirliyiz.biz
Ana Sayfa      
 
Forum

>yeni konu aç<  |  forum ana sayfa -- > Eskişehir -- > Genel

>Yanıtla<
>Cevap Yaz
Yargısız infaz "memureleri"
Yazar Mesaj
gerchek | Offline 22 Mayıs 2009 Cuma 18:24  Yargısız infaz "memureleri"
Kalemlerle oynamayın!...

Geçen perşembe akşamı, En genel TV lerden birinde yayınlanan sohbet programını izliyordum...Geçmişte;zaman zaman da olsa o programda aklı başında yorumlar da dinlemiştim.. Program canlı yayınlanıyordu…

Programın yöneticisi “kadın”ın ilk sözleri ; Eskişehir ‘de bir üst düzey bürokratın okul çantalarındaki “barbi bebeklerin” müstehcen bulduğundan ve bürokratın sübyancı olabileceğinden söz ediyorlardı...Kulaklarıma inanamadım….Bu kadar yalan,saptırma ve karalama olamazdı…Eleştiriler olabilirdi ama, bu yapılan ”kişilik haklarına tecavüzdü”

Sanırım ,bayanlar “ tecavüzü” sadece kadın cinselliğine ve vücuduna yönelik bir saldırı olarak biliyorlardı.Beyinleri yaptıkları suçlamalardaki gibi “belden aşağı” çalışıyordu....Diğer üç “bayan” ile birlikte atıp tutmaya başladılar. Bir kültür ve çağdaşlık dersi verdiklerini sanarak…

Programdaki yaşça büyük olan bayan; böyle bir suçlama yapmanın haksızlık olabileceği rezervini koyarak, ;barbi bebeklerin, gelişmiş batı ülkelerinde de ( kadın imajını yanlış yansıttığı için) tepki ile karşılandığını söylüyordu…Fakat,diğer “bayanların” da katılımıyla,”naklen infaz” devam ediyordu..

Eksik ve yanlış bilgilerini sıralamaya devam ediyorlardı..Bürokratın ,barbi bebekleri cinsel obje olarak gördüğünü ve barbi bebek yerine “Keloğlan” figürünü önerdiğini söylüyorlardı..Kültür profesörleri? ; Anadolu kültürünün bir değeri olan Keloğlan’ı “ geri zekalı, her istenileni yapan ve yönlendirilmesi kolay “bir masal kahramanı olarak tanıtıyor,küçümsüyor,aşağılıyordu…

Bu tanımlamaları diğer ”bayan”lar da destekliyordu...”Çağdaş Engizisyon Mahkemesi” kurulmuştu ve akıllarınca “çağdaşlık? adına görev”lerini” yapıyorlardı..Sözüm ona,toplumu aydınlatıyorlardı..

Oysa bilmiyorlardı ki,dalga geçtikleri Anadolu kültürünün efsanevi karakteri “Keloğlan”;mertliğin,dürüstlüğün,cesaretin, zekanın ve mücadelenin bütünleştiği bir masal kahramanıydı....Çünkü o’nlar geçmişi ,tarihi unutmuşlardı..O’nlar ;çağdaş muhafazakarlığın,modern tutuculuğun,elitizmin batağındaki müritleriydi artık..

Öncelikle,yerel kültürel değerlerine sahip çıkıp, geliştirip,sonra da evrensel değerleri üzerine koyarak son Anadolu Uygarlığını ,Türkiye Cumhuriyetini yaratmak onlara zor geliyordu.. “Çağdaş uygarlığın üzerine çıkmayı” anlayamıyorlardı...

Basından(A.A.) izlediğim için, biliyorum ki;Eskişehir’in üst düzey bürokratının yaptığı açıklamalarda;savaş,şiddet ve neredeyse müstehcenliğe yakın “resimlerin” çocukları olumsuz etkilediği yönündeydi..Türk Bayrağı’nın,Atatürk’ün,Yunus Emre’nin,Mevlana’nın,Sivrihisar’ın Akbaş Köpeği’nin okul araç gereçlerinde yer almasını istediklerini söylemişti. Spiderman(örümcek adam) ve barby bebek yerine, Nasrettin Hoca ve Keloğlan gibi ulusal kültür değerlerinin öne çıkarılmasını önermişti…

”İnfaz memureleri”nin ulusal kültürden rahatsız olan “akıl hocaları” hemen düğmelerine bastılar, çarkları işlettiler ve “sosyal linç” başladı…

Üstelik yanıt hakkı olanağı tanımadan, canlı canlı “infaz”…

Aslında onları yönlendiren “akıl hocaları” ;bu değerli “kültürlü bayanların” kariyerlerine bilgisizlik ve yargısız infaz gibi bir maddeyi de eklediler..Yazık oldu!

Acaba program yapımcıları , konuyu milyonlarca izleyicinin önüne getirmeden bir araştırma yaptılar mıydı? Eğer sırf kulaktan dolma bilgilerle böyle bir yayın yaptılarsa,onların verdikleri zarar sadece Eskişehir’in bürokratına değildir..O’nlar bürokratımıza çirkince saldırdılar ,ancak “Aydın görünümlü” kültürün esas zarar verdiği ;,ulusal ve kültürel değerlerine sahip çıkanlardır.

………………………

Üyesi olduğum Eskişehir Turizm ve Tanıtma Derneği’ne de , buna benzer “infaz memurluğu” yapılmış.. Anadolu’ya ait ,”Dünya Kültür Mirası” olan “Frig Şapkası”nı tanıttı diye Derneğimize “çağdaş ve postmodern yobazlık” tarafından "saldırı" yapılmıştı,(tıpkı söz konusu TV programındaki gibi)

Yerel ve genel basında birinci sayfada yer alan haberimiz küçümsenmiş; ”benden söylemesi” diyerek,….

”ben, lafı orta yere gorum, begenen alır, begenmeyen gaçar geder” ilkelliği ile iftiralar yapılmıştı...
…………………..

”Eli kalem tutan” her eğitimli birey,kurum, sendika ve dernek , “kalem kıranlara karşı”, ülkemizin kültür değerlerine sahip çıkmalıdır.

Ve siz,kültür misyonerleri!..Belli ki, düşünmekten ve değer yaratmaktan acizsiniz…

Bari, oynamayın kalemlerinizle,bilerek veya bilmeden…kırıyorsunuz! 
Yazar Mesaj
point | Offline 23 Mayıs 2009 Cumartesi 11:26  NTV ye Yakışmayan Bir Program
Kesinlikle NTV ile bir türlü anlam veremediğim ve sadece magazin gazetecilerinin dikkate aldı bir program.

Söz konusu hanfendininse sanatçılığını türk erkekleri iyi hatırlarlar. Onun gibilerin filmleri ile yeşilçam olduğu yerde kalmaktan öte gidememistir. Abuk subuk filmlerinden başka ne yapmıstır.

googleda arattırın iste çıkan ilk sonuçtanda belli sanatçı olarak ne verdiği bu ülkeye
link, tıkla...

Çıkmış barbie çağdaşlık simgesiymis falan gibi aptalca bir laf söylemis.

Nasrettin Hocayı çocukların tanıması gericilikmi oluyor.

Buda iste kendi kültüründen utanan tiplerden biri. Kendi kültürünü ikinci plana atanlarlar ve çağdaşlığı modernliği böyle seylerde arayanların çok hosuna gitmistir bu kadının söyledikleri.

Çok şükür ki böyle tiplerin oranı türkiyede yüzde 20lerin altında. Her geçen günde sayıları azalarak gidiyor. Ama kitle iletisim araçlarında konuşma sansları olduğu için sanki çoğunlukmuslar gibi muamele görüyorlar. 
Yazar Mesaj
gerchek | Offline 23 Mayıs 2009 Cumartesi 12:05  Bir Anadolu Masalı
Pınar Kür(yazar?) NTV 'de Keloğlanın,yönlendirmesi kolay,düşüncesiz,aptal birmasal kahramanı olduğunu söylemişti..
Aşağıdaki Keloğlan masalı,zayıf,düşüncesiz,aptal ve yönlendirilmesi kolay birini mi anlatıyor,yoksa zeki,yorum yapabilen,karar verebilen,yaşlı ve fakir annesine bakan iyi kalpli,yardımsever bir Anadolu çocuğunu mu anlatıyor..
Türk romanı ve yazını ne günlere kalmış?..."Entelektüel romancılarımız" bile ,Anadolu Masallarını bilmiyorsa kendi mesleklerine Nobel'li kitaplar ve dünya klasiklerini okumakla değil,"Anadolu masallarını okuyarak" yeniden başlamalılar...

Keloğlan ile Dev
Her nasılsa Keloğlanın canı çarşıya çıkıp dolaşmak istemiş. Bir de bakmış ki, uzakta bir kalabalık var. Kalabalığın ortasında bir adam bağıra bağıra bir şeyler söylüyor. Kalabalıktaki insanlarda onu dinlermiş. Bizim Keloğlanda kalabalığa sokularak bu adamın dediklerini dinlemiş. Adam meğer şehrin tellallarından biriymiş. Keloğlanın dinlemekte olduğu tellal şöyle demekteydi.

-Ağır bir iş için bir adama ihtiyaç vardır. Bu işi görecek adama yüz altın verilecektir. Talip olacak kimse varsa ortaya çıksın….
Keloğlan etrafta toplanan kalabalıktan ses seda çıkmadığını görünce ve bu işin sonunda yüz de altın verileceğini öğrenince tellala:
-Bu işi ben yaparım, yalnız bu yapılacak işi hemen bana söyle, demiş.

Tellal Keloğlanı şöyle bir süzdükten sonra, gözü tutmamış olacak ki:
-Oğlum, sen bu işi yapamazsın, iş çok zordur. Bunu ancak akıllı, becerikli ve cesur adamlar başarabilir. Ben bunları sende göremiyorum, deyince;

Keloğlan:
-Ummadığın taş baş yarar. Ben bu işi başarırım, diye cevap vermiş. Etrafta toplanan kalabalıktan alaylı gülüşmeler yükselmiş. Bu sırada tellal onun biraz da fakir haline acıyarak:
-Pekala oğlum…Madem ki kendine güveniyorsun sana şimdi yapacağın işi tarif edeyim…Uzak bir ülkeden mal getirmeye gidilecek… Yolculuk at sırtında olacak, ama sen bu yolculuğa katlanabilecek misin?.. diye sorunca.

Keloğlan:
-Ben yaparım dediğim her şeyi yaparım. Elbette katlanırım, karşılığını vermiş.
Tellal:
-Madem ki bu kadar güvenin var, bende sana bu işi veriyorum…Paranı şimdi mi, yoksa dönüşte mi istersin? Keloğlan da:
-Şimdi verinde birazı yanımda bulunsun, geri kalanını anneme harçlık bırakırım, der.
Bu şartlarla anlaşmaya varan Keloğlan sevinçle annesine koşarak durumu anlatır ve
yanındaki parayı annesine bırakarak veda edip yapacağı işe gider.

Toplantı yerine gelen Keloğlan, yolculuğun hazır olduğunu ve kafilenin kendisini beklemekte olduğunu görür. Kafile başkanı Keloğlana hazır olup olmadığını sorar. hazır olduğunu öğrenince küçük kafile hemen atlara binerek yola koyulur… İki gün durup dinlenmeden yol alırlar. Üçüncü gün Keloğlanın at sırtındaki yolculuktan vücudunun her tarafı ağrımaya başlar. Ama verdiği sözü ve aldığı parayı düşünerek sabırla yola devam eder. Artık akşam yaklaşmıştır. Kafile başkanı mola için kervanı durdurur. Keloğlan biraz dinleneceği için sevinmiştir. Ama bu sevinci çok sürmez. Atlar bağlandıktan sonra kafile başkanı kendini çağırır. Keloğlana der ki:

-Keloğlan, şurada bir kuyu görüyorsun…
-Evet, der bizim Keloğlan.
-İşte şimdi, o kuyuya ineceksin… Korkmazsın değil mi?…
Keloğlan kuyunun yanına gider bir sağına, bir soluna ve eğilip içine bakar, kafile başkanına dönerek:

-Ne var bunda korkacak, elbette inerim. der. keloğlan korksa bile korktuğunu belli etmemeğe çalışarak kuyuya inme hazırlığına başlar. Etrafını saran yol arkadaşları Keloğlan’ın beline kalın bir ip bağlarlar, kuyuya sarkıtırlar.

Keloğlan kuyunun yarısına gelince sağ tarafında karanlıkta aniden bir kapı açılır. Adamın biri Keloğlan’ı kucakladığı gibi bu kapıdan içeri çeker… Neye uğradığını anlayamayan Keloğlan kendine gelince, bir de ne görsün!.. Geniş bir bahçe ve bu bahçenin ortasında büyük bir saray durmuyor mu?.. Sarayın bahçesinde güllerin arasında Dünya güzeli bir kız oturmuş, arkasında bir dudağı yerde, bir dudağı gökte iri ve koyu siyah renkte bir zenci ayakta durmakta. çiçeklerin arasında bir tavus kuşu dolaşmaktadır. Şaşkınlıkla bunları seyre dalan Keloğlan birden arkasında gürleyen bir sesle aklı başından gider. Dönüp bakınca, ne görsün?… Koca bir dev. Arkasında durmuyor mu!.. Dev korkunç bir sesle:

-Eyyyy, adem oğlu!… Söyle bakalım, şu gördüklerinden hangisi daha güzel?..
Keloğlan korkudan tir tir titremeğe başlar. Ne cevap vereceğini şaşırır ama, biraz sonra aklı başına gelir ve biraz düşündükten sonra:
-Gönül neyi severse güzel odur sultanım, der.

Dev, aldığı cevaptan memnun gibi görünür ve Keloğlan’a tekrar sorar.
-Şu kız çok güzel, şu tavus kuşu çok hoş ama, şu zenci çok çirkin, çok kötü!.. Buna ne dersin?..
Keloğlan artık ilk şaşkınlık ve korkudan kurtulmuştur. Yine cevabı yapıştırır:
-Gönül neyi severse, güzel odur sultanım, diye tekrar aynı cevabı yapıştırır.
Aldığı cevaptan çok hoşlanan dev, Keloğlan’a:

-Aferin, sen akıllı bir çocuğa benziyorsun diye Keloğlan’a hemen yanındaki, ağaçtan kopardığı üç tane büyük narı verir. Ve:
-Al bu narları. Dönüşte annenle birlikte yersin, diyerek Keloğlan’ın yanından ayrılmış.

Meğer Dev, her kuyuya inen insana bu soruları sorar fakat, bir türlü istediği akıllıca cevabı alamayınca çok kızar, hemen kellesini uçurur, sonra da etlerini yer, kafatasını sarayın duvarlarına asarmış. Böylece kuyuya inenlerin çoğu, Dev’in bu soruları karşısında kimi kız güzel, kimi tavuskuşu diye Dev’e cevap verirlermiş. Bu cevaplardan memnun kalmadığı için kuyuya inen bir daha yukarı çıkamazmış. Dev’in yanından ayrılan Keloğlan tekrar çıkış kapısına gelip yukarı nasıl çıkacağını düşünürken birden yukardan, su almak için sarkıtılmış bir kovanın kendisine doğru geldiğini görünce, Keloğlan hemen bu kovadan tutarak yukarı çıkar.

Keloğlan’ı sapasağlam yukarı çıktığını gören arkadaşları, şaşkınlıktan ağızları bir karış açık, gözlerine inanamazlar ve birbirlerine bakışırlar. Zira kervancılar bu kuyudan su almak istedikleri zaman her seferinde Dev’e bir insanı kurban vermeleri adetmiş. Yol arkadaşları onu böyle sapasağlam, güler yüzlü görünce tabii şaşkınlıktan kendilerini alamamışlar. Kafile başkanı merakını yenemeyerek Keloğlan’a:

Şimdiye kadar bu kuyuya salladığımız adamlardan hiçbiri geri dönmemiştir. Sen nasıl oldu da bu kuyudan sağlam çıktın evlat?…
Keloğlan güler yüzle şu cevabı verir:

-Nasıl çıktıysam çıktım.. Çıktım ya!… Siz ona bakın.
Yeniden kafile yola koyulmuş. Varacakları o uzak ülkeye varmış.Atlara malları yükleyerek memlekete dönmüşler.

Keloğlan elindeki Nar’ları sevinçle evine dönünce, annesi yine her zamanki gibi, el çamaşırı yıkamakta bulur. Annesi de oğlu geldiği için sevinmiştir. Yemekler yenir.Yemekten sonra da Keloğlan, Dev’in verdiği Nar’lardan birini çıkarıp yemek için ikiye böler. Bir de ne görsün? Dev’in verdiği Nar tanelerinin her biri meğer çok kıymetli birer mücevher değilmiymiş… Bunun değerini anlayan Keloğlan, zaman zaman bunların her birini azar azar satmış.. Ve Keloğlan öylesine zengin olmuş ki, artık ne kelliği kalmıştır, ne de çirkinliği, ne de annesinin çamaşırcılığı. Mutlu bir hayata kavuşmuşlar.. 
Yazar Mesaj
point | Offline 24 Mayıs 2009 Pazar 11:41  kendilerini aydın sananlar
ne yazıkki kendileri aydın sanan bu insanlar kendi kültürlerini beğenmezler çağdaşlığı modernliği dısarda ararlar. bu özenti ne üdüğü belirsiz insanları da maalesef aydın vs. gibi sıfatlarda tepemize çıkartan kraldan çok kralcılar var.

Keloğlan masallarını okuyan, filmlerini, çizgi filmlerini izleyen herkes bilirler onun nasıl bir karakter olduğunu.

"Tanınmış bir halk öyküleri kahramanı. Anadolu insanının büyük düşler kurabilen, ama en büyük ödülleri de elinin tersiyle itebilen, erdemli, sağduyulu, biraz saf, biraz romantik, fazlasıyla pratik zekâlı temsilcisi."

Evet kendileri asla böyle bir karakter olamayacaklar için böyle birinin var olduğunu bilmek büyük bir utanç kaynağı olsa gerek. Bundan dolayı kendilerinede farklı modeller ve idoller bulmayı tercih ediyorlar. Yani kendileri gibi süslü püslü ama içi boş koca kalaylı bir kazan gibi..

"Keloğlan yüzyıllardır anlatılan, nesillerden nesillere aktarılarak günümüze kadar gelen bir masal kahramanımız. Tembelliği her seferinde başına iş açsa da o, çocuksu saflığı, pratik zekası, yapıcı karakteriyle sonunda mutlaka doğruya ulaşır."

Bir gün keloğlan gibi doğruya ulaşmalarını umalım. Ama onların bu sekilde bunu yapabilmeleri mümkün değil gibi görünüyor.
 
>Yanıtla<
>Cevap Yaz
 


online ziyaretçi: 599
online üye: 0
 
Telif hakkı saklıdır © 2000-2022 Eskişehir Reklam
Eskişehirliyiz.biz Anasayfa | Giris Sayfan Yap | Sık kullanılanlara ekle| WebMaster Kodu | İletişim  
eskişehir

eskisehir@eskisehirreklam.com