Hezeyan! - Eskişehir Haber

Hezeyan!

Hezeyan!
Yayınlama: 17 Mart 2008 Pazartesi - 8.778
A+
A-

 

Bir hezeyan fırtınası estiriliyor.

Millettin önünde engel bunlar!

Akıl dışı bir durum!

Umutsuz bir çıkış!

Avuçlarını yalayacaklar!

Demokrasi!

Milli irade!

Demokrasinin de milli iradenin de teminatı hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı değil mi?

Millet adına iş gören cumhuriyetin savcıları görevlerini yapıyorlar.

Yargıtay Baş Savcısı anayasanın verdiği yetkiyi kullanarak iddianamesini hazırlayıp yüksek mahkemeye sunmuşsa, görevini yapmış olmaz mı? Deliller toplanmış, klasörlenmiş, tam 162 sayfa.

Medyada yorumlu haberler; Nasıl olurda parti kapatılır?

Dosya mahkemede, her kafadan bir ses çıkıyor.

Bir fırtına estiriliyor.

Hiç iktidar partisine dava açılır mı?

AB’den baskılarla dava Pamuk’a açılmaz, Partiye açılmaz, Doç Dr. Emin Gürses, Yazar Ergun Poyraz içerdeler. Ses çıkmaz. AB’leri Ergenekonu sonuna kadar götürün talimatı verir. Ne menem bir şeyse bir türlü anlaşılamaz bu Ergenekon.

Yani bir garip durum var ortada.

RTE Başsavcıya,“Ergenekonu çökerttik o yüzden mi üzerimize geliyorsunuz” der.

Bakanı Günay’da “halka ve hakka güveniyoruz” diyerek sözü Ergenekona getirir başbakanıyla benzer laflar eder.

Oysa böylesi durumlarda adalete, yargıya güvenilir.

Bu nasıl bir haleti ruhiyedir, nasıl bir mantıktır; anlaşılır gibi değil.

Uygulanmayan yargı kararları var; Geçen gün Barolar Birliği Başkanı söyledi.

Başsavcı iddianame hazırladı diye söylenmedik söz kalmıyor. Savcı hakkında işlem yapılmasını dile getirenler bile var. Bunlar mahkeme aşamasında yüksek mahkemeye müdahale anlamına gelmiyor mu?

Suç değil mi?

Suçun karşılığı ceza, kanunlar çerçevesinde cezayı veren yargı değil mi?

            Partilere ceza verilmez!

            Böyle bir şey olabilir mi?

            Faşizmin İtalya’ya, nazizmin Almanya’ya gelirken çıkardıkları ayak sesleri hangi gelişmiş ülkede duyulursa, o ülkenin savcıları harekete geçer. Örneğin Avrupa’da ırkçı parti kurulamaz. Avusturya örneğinde görüldüğü gibi kurulsa da derhal kapatılır.

            Bizde de “laikliğe karşı fiillerin odağı olmak” benzeri bir gerekçedir.

Böyle bir durum var mıdır, yok mudur işte buna yüksek mahkeme karar verecektir.

            AB-D’den kapatma davasına karşı uygunsuz açıklamalar geliyor.

            Demokrasi, milli irade…

            Demokrasi, milli irade eşittir AKP’mi?

            AKP benim diyor.

            AB-D’ye benim iç işim, sana ne diyen yok.

            17. yüzyılda Doğu Avrupa’nın en güçlü üç ülkesinden birisi Lehistan’dı. 18. yüzyılda komşularının içişlerine karışması sebebiyle tarih sahnesinden silindi. Taa Dünya Savaşına kadar. Diğeri Osmanlı Devletiydi 20. yüzyılda tarih oldu. İç işlerine karışıla karışıla, miras olarak da Ermeni sorunu, Kürt sorunu bıraktı.

            Şimdi içişimize Estonya’nın bile karışmasına müsaade ediliyor.

            Yargıya yapılan dışarıdan müdahalelere özenti; içerden de müdahaleler var.

“Parti kapatmak çare değildir.”

Bunlar yüksek yargıya açıktan müdahaledir.

Sadece TÜSİAD’mı? Tüm fönlenmiş sivil toplum kuruluşları, köşe kapmış yazar takımı koro halinde karşı.

Çoğu TV yorumlarında dikkat çeken nokta ise, iddianame karşıtı görüşleri, pür telaş, topluma adeta bir propaganda bombardımanı halinde sunuyor.

Savcı neden görevini yapıtı?

Bağımsızlık tehlikede, cumhuriyet tehlikede, demokrasi, milli irade ve de insan hakları bile tehlikede görmüş ise görevini yapmasın mı?

            Dün RTE, Mardin’den bağırıyor; “geçmişin hastalıklarını sürdürmek isteyenler var”

            Geçmişin hastalığı nedir? Kendi iktidarına zemin olan Menderes, Demirel, Özal iktidarları mı?

            Yoksa Cumhuriyeti kuran Atatürk dönemi mi?

            Belli değil. Şifreli sözler.

            Yalnız Ahmet Altan’ın senaryosunda ortaya çıkan bir şey var; “Savcının aklındaki gerçek plan” başlığıyla yazmış. Sanki fal bakıyor.

            Ama bir cümlesine takıldım. Diyor ki hazret; “Türkiye mutlaka demokrasi hamlelerine hız verip darbeci Kemalizmi devletten kazıyacaktır”

            Avrupa Kemalizm, biz Atatürkçülük deriz, özü bağımsızlıktır.

            Bağımsızlık, darbecilik değil; gerçek özgürlük, gerçek insan hakları, gerçek demokrasi, gerçek milli irade, gerçek kalkınmadır.

            Malum sanal dünyada yaşıyoruz.

            Muhterem Altan ve gibilerinin ise bize takdim ettikleri gerçek bağımlılıktır. Bunu da hiç saklamazlar.

            Gerçekleri hiç çarpıtmayalım, mahkemeye de müdahale etmeyelim lütfen.

            Sakin olun.

            Mahir Öztürk

 

 





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024