Bir Konferansın Ardından - Eskişehir Haber

Bir Konferansın Ardından

Bir Konferansın Ardından
Yayınlama: 26 Nisan 2007 Perşembe - 1.394
A+
A-

Bir Konferansın Ardından…

 

Konuşmacı; Prof. Dr. Ahmet Saltık…

Konferansın konusu; “Milli Egemenlik”

Yer; Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi A.Noyan Salonu.

Elektronik iletiyle aldığım davet üzerine kalktım Burdur’dan Ankara’ya gittim.

Bana kadar ulaşan davete bakılırsa ve tıbbiyelilerin katılımıyla…

Konferans çok kalabalık olacak düşüncesiyle bir saat kadar önceden Fakülteye gittim.

Fakülte önünde bir büyük kantin bahçede masa ve sandalyeler, her yerde gençler, ellerinde bardak sıvı içecek ve gofret, tost benzeri şeyleri atıştırmakla küçük gruplar halinde kendi arlarında muhabbette.

Etraf; boş plastik bardaklarla, yiyeceklerin ambalajlarıyla ve de konferans davetiye kâğıtlarıyla kirletilmiş.

Tıbbiyeli gençleri ayıpladım!

Bahçenin bir köşesinde çayımı yudumlarken bir an için içimden geçen duyguyu bastırarak dedim ki; ayıplamamalıyım.

Düzenin kurbanı çocuklar.

Nasılsa konferansa katılacaklardı. Onlar için ne kadar faydalı olacaktı. Gelecekleriyle ilgili tehlikelerin bir kez daha farkına varacaklardı.

Ne yazık ki öyle olmadı!

Çanakkale’de şehit olmuştu tıbbiyeliler bir dönem mezun verememişti.

Lise son sınıf öğrencileri, harp okullu genç subaylar…

Milli Egemenlik uğruna verilen mücadelede çoğunluğu genç nesilden yedi milyon insan hayatlarını vermişti.

Genç tıbbiyeliler ne yazık ki hocalarının bin bir emekle hazırladığı “Milli Egemenlik” konferansına ilgi göstermemişlerdi! 

Tıp fakültesinin o yüzlerce koltuğu bulunan görkemli konferans salonunda topu topu elli kişi kadardık. Çok az genç vardı. Çoğunluk elli, altmış, yetmiş, seksen yaşlarında gerçek aydın gençlerden oluşmuştu.

Burdur’dan kalktım gittim, iyi ki de gitmişim.

Milli Egemenlik mücadelesini Saltık Hocam mükemmel bir sunumla anlattı. Sanki bir zaman sarkacı kullanarak yaptığı karşılaştırmalı anlatımla ülkenin nasıl bir ihanet çukuruna düşürülmek istendiğini görebiliyorduk.

Dedelerimiz hangi umutsuz koşullarda Milli Mücadeleye başladı.

Milli Egemenlik nasıl kazanıldı?

Milli egemenlikle, harap, bitap düşmüş bir Anadolu nasıl kalkındı?

Dünya ekonomik bunalımla uğraşırken, yeni bağımsız Türkiye cumhuriyeti milli egemenlikle on beş yıl boyunca dünyanın en fazla kalkınan ülkelerinden biri olmuştu. Üreterek büyüyordu.

Bu gün milli egemenliğinden verdikleriyle tüketerek, büyüdü gösterilen, piyasaları işgal altında, market raflarında artık Türkçe bir markaya rastlayamadığımız bir sömürge politikası kurbanı Türkiye.

İthalatla, makro ekonomik beklenti masallarıyla, sanal, hormonlu bir büyüme.

Milli egemenliğinde tavizler vere vere…

Atatürk ve günümüz karşılaştırması Saltık hocanın anlatımında mükemmel bir niteliğe bürünmüştü. Yaşları elli, altmış, yetmiş, seksen olan gençlerin göz pınarları dolmuştu. Duygu yüklüydü hepsi.

Çanakkale’de şehit tıbbiyelilerin doksan iki yıl sonra genç öğrenci arkadaşları neredeydi?

Konferans kapısı önünde bir kemençe eşliğinde horun tepiyordu.

Büyük bir grup halka olmuş, tepişenleri seyrediyordu.

Ayıpladım!

Ayıplayamazdım, çünkü liseden öyle yetiştirilerek gelmişlerdi.

Eğitim programı değişmişti.

Sınavdı, dershaneydi, testti derken yarış atlarına dönüştürülmüştü gençler. Koş yarışı kazan! Yarışı kazanırsan şeker verecekler sana… 

Yarışı kaybedenlerin, yarışta yere düşenlerin acımasızca harcandığı vahşi bir arenaya dönüştürülmüştü eğitim.

Sadece sen kendini düşün! Kazan! Kazı, kazı , kazan!

Tepişerek eğlenen, kantinde teknolojinin son ürünü, ambalaj içinde sentetik gıdalarla beslenen… Yediklerinin içindeki GDO’lerın, tatlandırıcıların, hormonların, kimyasal katkıların, pestisitlerin, ağır metallerin vücutlarına verdiği zararı düşünmeden.

Yeni doktor yasasıyla kimlerle rekabet etmek zorunda bırakılacağını bilmeden…

Uzmanlık sınavını, akademik kariyeri düşünen, tek değerin para kazanmak olduğunu sanan, bu yolda her şeyin mubah sayıldığı bir vahşi ekonomik model kurbanı çocuklar.

Bu yarışta kaçı kazanacak, kaçı dökülecek bilmeden…

Enerjisini beyniyle düşünerek değil, tepişerek, yarıştırılarak harcayan yarış atları tıbbiyeliler… Ve diğer yüksek mektepliler. Düzenin kurbanları… Düşünün bir kez olsun, neden bu böyle?

Sistem sizi kurban etmeye hazır.

Sistemle ilgili bir fikriniz yoksa, itirazınız yoksa, tek başınızaysanız eğer. Artık kimseye güven duyamıyorsanız…

Sistem sizi bir birinize yabancı, birbirinizle yarıştıra, tepiştire, eğlendire yutacak farkında olmalısınız.

Konferansa Saltık hocayı dinlemekten öte kalkıp Burdur’dan tıbbiyeli gençleri görmeye gittim aslında, hevesle…

Üzülerek söylemeliyim, göremedim. Bir çare!.
Mahir Öztürk





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024