19 Mayıslar
19 Mayıs’ı Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlarız her yıl.
Mustafa Kemal’in milli mücadeleyi başlatmak üzere Samsuna ayak bastığı gün;
“Yurdu düşmanlar sarmıştı, Mustafa Kemal Paşa Yurdu düşmanlardan kurtardı” deriz.
Yurdu düşmanlar neden sarmıştı? Osmanlıda hangi yanlışlar, hangi zaaflar, hangi çıkarlar Koskoca imparatorluğu o hale getirmişti?
Gençlik ve Spor Bayramı 19 Mayıs.
Aslında 19 Mayıs, geçmişte yapılan siyasi hataların, Batı’nın Anadolu’ya bakış tarzının gençliğe anlatılması, tarihten ders alınması projesidir. Diğer milli bayramlarımız gibi.
Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesi”nde gençliğe, “istiklal ve cumhuriyeti” korumak görevini birinci vazife olarak vermişti.
Yönetenler gaflet, delalet hatta ihanet içinde bulunabilirler.
Gençliğe verilen bu görev çok önemliydi.
Bunun farkında olanlar, Atatürk’ün vefatından hemen sonra eğitim sistemini değiştirme çabasına girdiler.
Marşhal yardımı ile başlayan süreçte eğitim yavaş yavaş farklılaşmaya başladı.
Bu gün öğrenci merkezli eğitim temelinde “eğitim birliği” parçalandı. Öğrenciye öğrenmeme hakkı getirildi. Nasıl böyle bir hak olabilir diyen çıkmadı. Milli eğitimin önce milli niteliği çürütüldü sonra eğitim ortadan kaldırıldı. Anaya, babaya isyankar bir nesil yetiştirilmesi bir politika halini aldı. Öğrenme! Her şey bilgisayarda senin için hazır. Muhakeme etme biz senin yerine düşünürüz, Geleceğinden kaygılanma AB’ye giriyoruz. Ye, iç, eğlen, gününü gün et mesajları verildi gençliğe. Sen özgürsün!.. Sen aslansın!.. Sen kaplansın!.. Gencin öğrencilik hayatı düşünmeden, sorgulamadan, güle eğlene geçti. Gençlik, gerçeklerle yüz yüze geldiğinde sudan çıkmış balığa döndü.
Bunu Türk gençliği hiç hak etmemişti.
Buyruk alan basiretsiz Atatürk sonrası dönem yöneticilerin bunda payı olmakla birlikte, artık gelinen nokta’da durum vahimdir.
19 Mayıs Gençlik spor bayramını kutladık, daha kaç kere kutlayabiliriz kim bilir.
Cumhuriyet mitingleri boşuna değil, gençlerin anneleri, babaları, ihtiyar gençler ayakta.
Gençlerde vardı o mitinglerde. Yetmez! Tüm gençlik ayakta olmalıydı.
Çünkü hazırlanmakta olan gelecek, gençlerin geleceğini karartacak.
Onun için geleceğe atılan adımlar en öncelikle geçliğin ilgi ve görev alanı içinde olmalıydı. Geleceği siyaset belirliyor. Kaç genç siyasi konularla ilgili?
Çok değil otuz kırk yıl önce herhangi bir yüksek okulu bitiren genç işsiz kalmazdı. Bu gün mastırlı, doktoralı işsizler var.
Sorumlu makamda olanlar, “iş var ama gençler beğenmiyor” diyorlar.
Mevcut eğitim programıyla gençliği şişirecesiniz, çalışma saatlerini artırarak, çalışma koşullarını ağırlaştırarak, asgari ücreti bile çok görerek yüz binlerle, milyonlarla ifade edilen eğitimli gençlere “beğenmiyorlar” diyeceksiniz.
Sorumlular aymazlık içinde, sorumlulara bu aymazlığını hatırlatacak gençlik nerede?
Gençliğe tarihten ders çıkartması için bir eğitim verildi mi?
Gençlik, istiklal ve cumhuriyetin korunmasının birinci vazifesi olduğunu biliyor mu?
Her şey paradır diyen bir gençlik var.
Para istiklal ve cumhuriyeti sağlam bir yurtta kazanılır.
Somali’ye, Afganistan’a benzetilmeye çalışılan bir ülkede para kazanabilir mi?
Piyasaları yabancıların eline geçmiş bir ülkenin gençleri hangi alanda iş bulabilecektir?
Tarihten örnekleri var.
Mustafa Reşit Paşa’ın İngiliz hayranlığı sonucu Osmanlı’da başlatılan süreç; Balta Limanı Anlaşmasıdır. İngilizlere ve arkasından tüm Avrupa’ya, Rusya’ya ve Hatta Amerika’ya verilen ticari imtiyazlar. Gümrük avantajları, yabancı sermayeye sağlanan kolaylıklar. Ticaretin tümüyle yabancıların ve yerli işbirlikçileri Hıristiyan azınlıkların eline geçmesini sağlamıştı.
Yakın tarihte Türkiye 24 Ocak süreci yaşadı Türkiye, “Gümrük Birliği” anlaşması yaptı.
Osmanlı borçlanmıştı; Düyun-u Umumiye…
Türkiye’de Atatürk’ten sonra borçlandı. Son dönem hükümeti borcu ikiye katladı. İMF…
Osmanlı borçlandıkça siyasi tavizler vermeye başladı. Tanzimat geldi. Batı hayranlığı, taklitçilik derken tüketim körüklendi. Huzursuzluk arttıkça, Müslüman- Türkler adam olmaz bunca reforma rağmen beceremiyorlar, yeteneksizler dendi.
Islahatlar yapıldı.
Islahatlarla birlikte azınlıkların kışkırtılması, ırkçı ayaklanmalar…
Bu gün de katlanan borçla birlikte artan tavizler.
Raflarda yerli malı görülmez oldu. İşsizlik arttı. “Biz adam olmayız” lafları edilmeye başlandı.
Terör hortladı!
Zayıfladıkça Osmanlı müdahaleler arttı. Müdahaleler silahlı işgale kadar vardırıldı.
15 Mayıs 1919’da Yunan İzmir’e çıkmış, Ege’ye katliamlar yaparak yayılıyordu.
İstanbul basını ise Yunanlılar bize uygarlığı getiriyor diye yazıyordu. Şeyhülislam Dürizzade, “Yunan’a, İngiliz’e direnmek İslam’a aykırı” fetvaları veriyordu. Sadrazam Damat Ferit, gizli anlaşmalar yapıyordu. Ordunun elinden silah alınıyor, asker terhis ediliyordu.
Bu gün de basın AB uygarlık getiriyor diyor. Gizli anlaşmalar yapılıyor. Batının ve uşaklarının orduya dil uzatması boşuna değil. Batı yakalandı, PKK’yı destekliyor.
O günlerde, Doğu Anadolu’da İngiliz koruması altında Ermeniler, çeteleriyle soykırım gibi katliamlar yapıyordu.
Güneyde Fransızlar ve yine İngilizler… Arapları kışkırtmış, bölge halklarını birbirine düşürmüştü.
Kuzeyde gemilerle getirilen Rumlar çete faaliyetine girişmiş Karadeniz köylerine baskınlar yapmaktaydı. Baskınlara direnen Karadeniz ahalisini terbiye etmek üzere İngilizler tedbir al talimatı vermiş Sadrazam Damat Ferit bu İşle 9. Ordu müfettişi unvanıyla Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’ya göndermişti.
Oysa terbiye edilmesi gereken Müslüman Türkler değil, Gemilerle Karadeniz kıyılarına taşınmış, köylere baskınlar düzenleyen Rum çeteleriydi.
Mustafa Kemal’e ilk tepki Batı’dan İngilizlerden geldi.
Mustafa Kemal istiklali tam Türkiye Cumhuriyeti devletini kurdu.
O gün bugün, hele son günlerde yeniden başa dönüldü.
19 Mayıs’ı kutlayan gençler farkında olarak kutlamanız dileğiyle.
Sizce 19 Mayıs 1919’a ne kadar yakınız?
Mahir Öztürk



