AB´ye Karşı mısın?
AB’ye karşı mıyım diye kendime sordum...
Niye karşı olayım?
Aldığım eğitim, AB’nin bir uygarlık abidesi olduğunu öğretti. AB propagandası; dürüstlük, adalet, insan hakları, fazilet, zenginlik üzerine kurgulanmamış mıydı? Etkilendim!
Her gün televizyonlardan gördüğümüz, duyduğumuz, gazetelerden okuduğumuz bu değil mi? Avrupa’da olsa şöyle olurdu, böyle olurdu açıklamaları…
“Biz adam olmayız vesselam” türünden sözleri kendi içimizde duymuyor muyuz?
Aldığımız eğitimle, propagandanın etkisinde AB’ye nasıl karşı olabiliriz?
O nedenle AB’ye karşı değilim. Düşman hiç değilim.
Ama AB’nin çifte standartına, fırsatçılık temelli dayatmalarına itirazım var.
Aldığım eğitim ve de aile terbiyesinden dolayı daha ileri sözler sarf edemem.
AB’ye karşı değilim ama AB halkı Türkiye’ye karşı! Bunu da görmezden gelemem.
Peki neden?
AB’nin kendi eğitim sisteminden, Halkına karşı, Türk karşıtlığı yönünde yaptığı propagandadan.
AB’de okul çocuklarına Türkler barbar diye öğretiliyor.
Hala Türkler soykırım yaptı diyebiliyorlar; Tarihte Fransa’nın Cezayirlilere, İngiliz’in İrlanda yerlisi Katolik Kelt’lere, Nazi Almanya’sının kendinden saymadığı bütün etnik ve dini kesimlere, Amerika’nın Kızılderililere yaptıklarının hiç birini yapmadı Türkler, ne Ermenilere ne de diğer azınlıklara, Azınlıklar Batının azınlıklarına göre zengin ve mutluydular.
Batı, kibirli, batı iyi niyetli değil! Geçmişte de kibirli ve iyi niyetli değildi.
Tanzimat, ıslahat, reform dediler. Sonrası Osmanlı hasta adam oldu…
Şimdi, müzakereler, komisyon kararları, raporlar, çerçeve belgeler, ek protokoller…
Akıl almaz, vicdan kabul etmez, bitip tükenmez dayatmalar…
Bir Merkel geliyor, daha gelirken “imtiyazlı ortaklık” diyor. Sanki Türkiye için iyi bir şeymiş gibi.
Kavramlarda bile uyanıklık sergileniyor.
Sarkozy Fransa’da seçiliyor, “İmtiyazlı da imtiyazsız da olsa istemem” diyor.
AB ile zaten görüşmeler salıncakta, bir o yana gidiyor bir bu yana…
Her defasında gerek Avrupa gerek yerli işbirlikçileri illa da AB olmalı masalıyla insanları avutuyor, özgürlük, zenginlik vaatleriyle kandırıyor.
AB, Türkiye’yi istese, samimi ve dürüst olsa önce kendi eğitim sistemindeki “Türk karşıtlığını” kaldırırdı. Okullarında tarih öğrenimini bilimsel gerçeklere dayandırırdı.
Hiç duydunuz mu, şu okullarda Türk karşıtlığı eğitime son verelim, Türk karşıtlığı propagandayı kaldıralım diyeni?
Oysa uygulanan AB’ye uyum programı Türkiye’yi ayrıştırıyor, benimsenen ben merkezli, din merkezli eğitimle toplumda karşıtlıklar yaratılıyor.
AB hayranlığı körükleniyor.
Sanki ülkenin bölüştürülmesinin yeni yeni hesapları yapılıyor.
AB, terör örgütü PKK’yi listesine aldığını söylüyor, PKK’yi destekliyor. İkiyüzlü davranıyor.
Kürt ırkçılığını teşvik ediyor.
Onlar bizim kardeşimiz, kardeşi kardeşe düşman ediyor.
AB yaşlanıyor, AB çürüyor. AB Kendi arasında anlaşamıyor.
Çünkü genlerinde bu var.
Ahmet Rüstem Bey; Polonyalı Hıristiyan, Müslümanlığı kabul etmiş bir Osmanlı diplomatı, büyükelçi, 1916’da bakın ne diyor. I. Dünya savaşının hemen öncesi Fransa müttefiki İngiltere için pekte hoş olmayan ‘mağrur ve kalleş albion’ sıfatını kullanıyor.
Şimdi Sarkozy’e kızalım mı? AB’ye, Türkiye’yi istemiyor diye.
Sarkozy’i de ikna edecekler istiyormuş gibi demeçler verdirecekler.
Bilderbergciler İstanbul’da toplanacak. Dünyaya yeni şekil verme toplantıları. Demokrasi diyecekler. Gizli kararlar alacaklar. Dünyanın para baronları…
Birbirlerine saygılı, içişlerine karışmayan devletler seviyesine çıkabilse Avrupa, ABD dünya ne kadar güzel olurdu kim bilir?
Öyle değil, demokrasi ihracı derdinde Batı.
Başlarında Alman eski dışişleri bakanı Bay Fischer, elliye yakın zevat, bir bildiri yayınlamış;
“Avrupalı dostlarından Türk halkına" başlıklı açıklamada, "Türkiye'nin ilerlemesini ve Avrupa Birliği ile ilişkilerini zedeleyecek bu girişimi şiddetle reddediyoruz" demişler.
“Çıkarlarımıza engel olma!” manasında.
Turpun büyüğü heybede, “Türk ordusu yaptığı açıklamayı Türkiye'nin laikliğini korumak olarak savunmaktadır. Hâlbuki laikliğin tehdit altında olduğu abartılmıştır. Çünkü Türkiye, kadın haklarından eğitime kadar pek çok alanda önemli reformlar gerçekleştirmiş, bu reformlar laik değerlere hukuk çerçevesinde koruma getirmiştir. Türk Ceza Yasası ve kanunları hiçbir dönemde şu anda olduğu kadar AB standartlarına yakın olmamıştır ve bu değişikliklerin çoğu şu anda görev başında olan hükümet döneminde yapılmıştır. Biz Türk halkının tercihlerinin, Türk siyasetçileri ve Türkiye'nin sivil toplumu tarafından ifade edilmesi gerektiğini düşünüyoruz” buyurmuşlar.
Bunlar bizim iç işimiz değil mi? Sana ne Bay Fischer!
Türkiye’de laiklik senin umrunda mı?
Yoksa Türkiye’ye laikliği senin baban mı getirmişti?
Babaları dünyayı II. kez yaşattıkları Dünya Savaşı ile kan gölüne çevirmişti.
Türkiye’ye demokratik, laik sosyal hukuk devleti düzenini getirenler, onu elbette savunacaklar…
Bu bir bildiri olur ya da Tandoğan’da, Çağlayan’da, Gündoğdu’da, Samsun’da milyonlar olur fark etmez.
AB’deki zerzevatın gözleri patlar, şaşırır.
O şaşkınlıkla, telaşla, ortak imzalarla açıklama yaparlar.
AB’ye karşı değilim ama şu Türk karşıtlığına bir son verseniz Bay Fischer ve onun gibi düşünen emperyalistler.



