Korku Krizleri!
Mitinglerin ardından Soroz’un çocukları, yalaka köşe yazarları, işbirlikçi taşeron şirket temsilcileri korkuya kapılmışlar.
Krizdeler!
Ekranlarından, malum gazetelerin manşetlerinden, köşelerinden etrafa ihanet tohumları saçıyorlar.
Öteden beri küreselleşmenin nimetlerinden yararlanacağız diyenler, şimdi küreselleşmenin etkilerinden en az zarar görmek gerektiğini artık itiraf ediyorlar.
Küresel güçler, en başta Bilderbergciler; Roma imparatorluğunu yeniden hortlatmak, dünyayı ele geçirmek hayaliyle bir operasyon başlattılar. Gelişmiş Amerikan silahlarıyla sağımızda solumuzda dehşet saçıyorlar.
Artık farkındayız!
Amerikan gücü bir filin züccaciye dükkanına girdiği gibi girdi Irak’a, Afganistan’a. Fil’i parçalanan cam parçaları yaraladı. Kanıyor filin her yanı. Fil sallanıyor. Fil büyük bir gürültüyle çökecek, kurtuluş yok gibi.
Bilderbergciler, İstanbul’da toplanacaklar. Olağanüstü koruma olağanüstü gizlilikle.
Şeffaflık nutukları atanlardan bir kısım zevat söz konusu toplantıların tebliğler bölümlerine katılacaklar. Tebliğleri alıp, kalem oynatacaklar. Beyin yıkamaya çalışacaklar.
Mitinglerde milyonlar Türkiye laiktir… Bağımsız Türkiye haykırışları kiralık kalemleri, papağanları korkutmuş olacak ki; “korku krizleri”nden söz edebilmektedirler.
Asıl bu korku krizine kapılanlar, şimdi Türkiye bölünse ne olur demeye getiriyorlar.
Küreselleşme safsatasıyla dünyayı ele geçirme sevdası, onları yeni yeni taktikler denemeye itiyor.
Yeni köleci dünya toplumu yaratma planlarının sır toplantılarda görüşüldüğü, karara bağlandığı kuşkusu kuvvetleniyor.
Dünya büyük! Köleci devlet Roma’dan bu yana dünyayı ele geçirme hayaline kapılan Hıristiyan batı, defalarca bunu denedi, başaramadı.
Denemeyen bir tek Selçukluydu, Osmanlıydı. Orta çağ karanlığında bir güneş gibi açıyor, Hıristiyan halk kurtuluşu Selçuklu, Osmanlı idaresinde buluyordu. Osmanlıları davet ediyordu. 650 sene hükmetti Osmanlı, Hıristiyan azınlıklara; hakkaniyetle.
Türklere, tarihi tersinden öğretmek isteyenler var.
19. yüzyıl Osmanlısında mutlu, zengin Hıristiyan azınlıklar vardı. Özellikle İngiltere, Rusya sinsi, ikiyüzlü, gaddar politikalarla Ermeni, Rum, Bulgar, Romen, Sırp… azınlıklar içine nifak tohumları saçtılar.
Üzerinde güneş batmayan ülke denilen, küresel güç İngiltere, dünyayı sömürgesi yapmak istiyordu. Hedef Osmanlı Devleti…
Dünya savaşlarını başlatırken İngiltere, en büyük güçtü, hürriyet vaat ederdi. Savaş sonrası gücünü, sömürgesi Amerika’ya kaptırdı.
Amerika’yı yöneten derin kuvvetler, demokrasi sloganıyla ulusal devletleri tarumar etme çabasında. İşleri istediği gibi gitmiyor. Telaştalar.
Dünyada ulusal devletlerle kavgalı bir küresel odak var.
Öyle anlaşılıyor ki çok sayıda derebeylikler meydana getirip, zayıf, kontrol edilir yerel yönetimler oluşturulmak isteniyor. Tek başına bırakılmış, yalnızlaşmış, bir birine güvensiz, muhakemeden yoksun bireyler yaratılıyor.
Uygulanmakta olan eğitim sistemi gençleri mankurtlaştırıyor.
Satılmış basında bir kiralık kalem özetle, neden dünya bizi bölmek istesin. Türkiye, hiç bölünmedi ki. Bu hastalık Osmanlıdan gelme. Osmanlı işgalciydi. Toprakların asıl sahipleri geri aldı. Yunanlılar Yunanistan’ı, Bulgarlar Bulgaristan’ı… Osmanlıdan kopardı. Topraklar esas sahiplerine geri döndü. Güneydoğumuza “Kürdistan” denmesini hazmedemiyoruz. Orada Kürtler yaşıyor dedikten sonra bu zat, eyalet düzenine geçmekten söz edebiliyor.
Yazara göre, “Kürtler de Türkler de özgürlüklerinden oluyor”muş.
Yazarın imrenerek söz ettiği özgürlük, batının herhangi bir ülkesinde bu şekilde kullanılabilir mi? Örneğin İngiltere’de, Amerika’da, Fransa’da, o ülkelerin herhangi bir yazarı kendi ülkesinin bölünmesi için düşünce üretebilir mi?
Böyle bir çılgınlık yapacak çıksa, bırakın devleti, o devletin halkı ne der?
Fransa’da, İngiltere’de, Amerika’da kaç etnik yapı, mezhepsel farklılık var. Bileniniz var mı? Hiç etnik, dinsel, mezhepsel farklılıkların oralarda birbirine karşı kışkırtıldığını duydunuz mu? O ülkelerdeki azınlıklara hangi haklar verilmiş bilen var mı?
İçimizden çok sayıda birileri, hibe yardımları, fonlar, sivil toplum destekleri, kredilerin dayanılmaz cazibesine kapılarak cehenneme giden yolun taşlarını döşüyor.
Yeni Haçlı seferini başlatanlar Rum, Süryani, Bulgar, Ermeni soykırımı ile suçlamaya hazırlanıyor Türkleri.
Anadolu’yu, Sevr’de olduğu gibi parçalamaya uğraşıyorlar. Etnik farklılıklara dayalı uydurma bölgelere ayırmaya çalışıyorlar.
Batı, 19. yüzyılda Ermenistan dediği yerlere şimdi Kürdistan diyor.
Batı, ikiyüzlü! Bu gerçeği söylemek yadırganıyor, yabancı düşmanlığı olarak gösterilip, susturulmaya çalışılıyor. Ne alaka?
Batı, Türk düşmanlığını bir eğitim programı, bir propaganda olarak sürdürüyor.
Gözlerimizi kapatalım, kulaklarımızı tıkayalım, susalım. Üç maymunu oynayalım. Bunu da özgürlük, demokrasi hapı içinde yutalım öyle mi?
Milli mücadeleyi Kürtler, Türkler birlikte başarmadılar mı? Kürtler, Türkler kardeş değil mi? Sevr’i birlikte yırtmadılar mı?
Farklılıklar kaşınıyor; içi boşaltılmış, özgürlük, demokrasi kavramlarıyla.
Gerçek demokrasi, gerçek özgürlük birlikte sağladığımız güçle sağlanabilir ancak.
Aksi durum, küresel baronların kuklası modern derebeyler ve köleler yaratır.
Küreselleşme adı altında uygulanan program budur.
Yeni bir şey icat edilmiş gibi sunmaktalar.
Sömürünün eskisi yenisi olur mu?
Sömürüde sadece değişen araçlardır.
Tarihten ders alacaksak eğer, emperyalist sömürüye karşı direnmek gerekir. Bağımsızlık, birlik, bütünlük… Zorundalığımız ulusal çıkarlarımızdır.
Kaynaklarımızı peşkeş çekmemektir. Üretmektir.
Üretmeden tüketmeye alışan toplumlar, çocuklarının hayatlarını karartır.
Bu bilimseldir. Bu gerçektir. Aksi durum kusura bakmayın, ihanetle eşdeğerdir.
Yurtseverler konuşturulmuyor, hainler konuşuyor.
Milyonların haykırışından sonra korku krizlerine yurtseverler değil, hainler tutuluyor.



