Su Savaşları
Bizim şehrin parkında, her gün park sohbetleri yaparız.
Artık alışkanlık halini aldı, her gün saat 15 – 17 arası, parkta, kaysı ağacının altındaki günlük sohbetler.
Günlük gelişmelerden, siyasetten, tarihten konuşuruz, sohbet masamızın değişmezleriyle.
98 yaşındaki Mehmet amcam; bizim şehrin en yaşlısı; 1914 büyük depreminden, bu güne her şeyi hatırlıyor, zehir gibi bir hafıza; Buralarda diyor, Rumlar vardı, az bir az da Ermeniler vardı. Rumlar efendiydi, Ermeniler ise bir acayip şeydi.
90 yaşına dayanmış üç köy enstitüsü mezunu emekli öğretmen. Kadir, Veli, Ömer Ali, Hüseyin Çetin ağabeylerim.
Tatlı tatlı sohbetler ederiz.
Sohbet masamıza değişik çevrelerden insanlar; öğretmenler, emekli memurlar, zaman zaman gençler de katılır.
Dünkü sohbet konumuz ise, Ankara’nın suyuydu.
Ankara’yı sular seller almış.
Ankara’yı sel basmış.
Ankara’ya yağmur mu yağmış?
Ne gezer, Büyük Şehir Belediye Başkanı Gökçek, şehir suyunu iki günlüğüne kesmiş, arkasından suyu verince koca boru patlayıvermiş.
Metrelerce yukarıya fışkıran sular, dükkanları basmış, yolda sel olmuş, arabalar dahi geçememiş.
İşte bu ilgi çeken bir haberdi. Üzerinde uzun uzun konuşuldu.
Ben bu haberi ekranlardan izleyebilme olanağı bulamadım. Vermişler geçmiş. Unutulmaya mahkum.
Oysa, bir “yazar kasa atma” olayı vardı rahmetli Ecevit’in hükümet ettiği zaman, medyanın kurguladığı, hatırlardadır silinmez. Kaç kere verildi bilinmez.
Başkent’in susuzluğunda, şehrin kıt suyu, metrelerce fışkırır sel olur, umursanmaz.
Başkent’in susuz bırakılmasında korkunç ihmal, sorgulanmaz.
“Şehri boşaltın, tatile gidin, ananızı babanızı ziyaret edin, az yıkanın, tuvalete suyu idareli dökün, bulaşıkları yıkarken sudan tasarruf edin, sağlığınıza dikkat edin, dua edin, sorumlusu ben değilim” der, tepki verilmez.
Medya sessiz!
Çünkü onlara göre bu haber değildir. Yorumu gerekmez.
Bizim şehrin parkında, sohbet toplantımız en hararetli yorumlanan haberiydi oysa.
Böyle böyle kaç patlak daha olur bilinmez.
Yıkanmaktan, tuvalette kullanmaktan, bulaşık yıkamaktan tasarruf ettiğimiz su sel olur kaç dükkanın, evin bodrumunu basar tahmin edilemez.
Belediye Başkanı Gökçek’in fıskiyeli havuzlarıyla donattığı başkent, şimdi doğal fıskiyelerle başı dertte, bu kuraklıkta sular sel olup akıyor.
Gökçek, geldiğinden beri alt yapıyla hiç ilgilenmemiş, varsa yoksa göz boyama.
Sahiden Ankara’yı boşaltmaktan, yağmur duasına çıkmaktan başka yapılacak bir şey kalmadı mı?.
Barajdaki su seviyesi % 4’ün de altına düşmüş olmalı.
Bence, Gökçek azledilmeli!
Şu anda laptopumda yazarken, haberlerde yeni bir patlamanın haberi geçiyor. Fışkıran sular, sel olup akıyor, dükkanları sel basmış, zarar büyük! Üç gün daha musluklardan su akmayacak, ondan sonra sular kesilmeyecek(?) Barajda seviye yüzde dördün altında, bitti mi ne olacak? Başkent Kethudası, herhalde, artık buralardan gidin diyecek. Meclisi İstanbul’a taşırsın, Gökçek tatile çıkar vesselam. Zaten başkent, İstanbul olsun diyenler vardı.
Yarın Ankara’ya gideceğim, kuraklığı gözlerimle görmek için.
Ankara örneği tüm belediyelere ders olmalı.
Belediyeler şimdilerden tedbirini almaya özen göstermeli.
Susuzluk, salgın hastalıkların çıkmasına da yol açar.
“Sağlığınıza dikkat edin” demekle salgın hastalıkların önüne geçilmez.
Sağlıklı yaşamak yeteri kadar su kullanmakla sağlanır. Yeteri kadar suyu sağlayamayan bir ilin belediye başkanı ise ya azledilir ya da istifa ettirilir.
Su hayat kadar önemlidir.
Su olmayan yerde yaşam olmaz.
Ankara’da yaşam tehlikede!
Uzun uzun bunları konuşmuştuk sohbet masamızda.
Dünya ısınıyor, Türkiye seyrediyor.
Dünyanın ısındığının farkında değil.
18. yüzyılın ortalarında Haliç’in donduğunu, insanların buz üzerinden yürüyerek karşıya geçtiğini, Edirne’de yirmi karış kar olduğunu yazıyor tarihi belgeler.
Sanki masal gibi!
Toplum için su, en değerli varlık. Özelleştirilecek deniyor.
Bir şeyin değeri arttı mı hemen öz-elleşiyor!
Suları yabancılara teslim etmek ise büyük bir risk… Önümüzdeki en büyük tehlikedir. Dünya’da büyük kavganın enerji ve su paylaşımından çıkacağı yazılıyor çiziliyor.
Oysa su savaşları Ankara’da başladı bile.
Gökçek ile ahali arasında…
Birinci boru patladı, ikincide…
Mahir Öztürk



