Yüz karası! - Eskişehir Haber

Yüz karası!

Yüz karası!
Yayınlama: 31 Mayıs 2007 Perşembe - 1.382
A+
A-

Bir değil, beş değil, yüzlerce karası var.

Değiştim geliştim dedikçe yutuyoruz, unutuyoruz.

Youtube’da video görüntüleri.

Hikmetyar’ın dizinin dibinde, Laiklikle ilgili söyledikleri,  BM’lerin terörist listesindeki adama kefil olma hadisesi. Mesela, Terörist başına “sayın” hitabı!

Birden bire, 367 ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararına “yüz karası” deyiverdi.

İşine geldi mi öyle, gelmedi mi böyle…

Bırakın başbakanı,

Sıradan insanların görülen davalarında her zaman bir taraf üzülmüş bir taraf sevinmiştir.

Üzülen de sevinen de karara saygılıdır.

Üzülen taraftan biri kızgınlıkla mesela, “yüz karası” dese bu bir anlık öfkedir, kendi kendine söylemiştir, gelir geçer, kararı da içine sindirir.

Hiç kimse çıkıp, televizyonlardan bu karar “yüz karası”dır dememiştir.

Hukuk devletinde denmez!

Başbakan RTE, der!   

Ertesi gün Anayasa Mahkemesi Başkanı’ndan yanıt gelir; “Başbakanın hukukun üstünlüğü ve yargı kararlarının tartışmasız bağlayıcılığı ilkelerini dışlayan, üstlendiği görev ve devlet adamı sorumluluğu ve ciddiyeti ile bağdaşmayan, tehdit, hakaret ve husumet içeren söylemleri mahkememizi doğrudan hedef göstermektedir”

Bozdur bozdur harca…

Biri başbakan, diğeri en yüksek mahkeme…

Olmuyor Sayın RTE, bu kaçıncı yüz  kara sı?

Ertesi gün yanıt Dengir Mir’den gelir; “Eleştiri hakkı!”

Seviye n'oluyor?

Adınızı ak olarak ifadelendiriyorsunuz, karanlığa boğuyorsunuz memleketi. Hiç böylesi yaşanmadı.

Yargı kararları bilimsel, hukuksal yönüyle eleştirilir, eleştiriliyor. Bilim adamları, hukukçular zaten bunu yapıyor. Hukuk fakültelerinde enine boyuna inceleniyor.

“Yüz karası” tanımı ne başbakanın ağzına yakışıyor ne de bunu yüksek yargı hak ediyor.

Terörist başına “sayın” demekte yakışmamıştı.

Yargı takipsizlik kararı vermiş.

Kararda, “…'sayın' tabirlerinin bir övgü veya değer yargısı olarak kullanılmadığı, özellikle tam tersi bir anlamda söylendiği kanısının uyanır şekilde olduğu, halkı şiddet kullanmaya kışkırtan, kin ve düşmanlığa tahrik eden bir konumda da olmadığı, söyleşinin bütününün de bu konuyu kapsamayıp, iki saat otuz dakikalık karşılıklı konuşma içerisinde son cümleler olarak yer aldığı anlaşılmıştır.” demiş.

Bir şey diyebilir miyiz?

Kararı hukukçular tartışırken izleriz.

Yargının tam bağımsız olmasını isteriz, hukukun üstünlüğüne inanırız. Bu inancı zedelemek için heveslerin karşılanmamasını bahane edemezsiniz. Hele bunu seçim malzemesi hiç yapamazsınız: Mağdur rolü oynayamazsınız.

Çünkü siz iktidarsınız. Milletin % 25 oyuyla mecliste % 60’ın üzerinde temsil yetkisi elde etmiş, gelmiş geçmiş en güçlü hükümetsiniz.

Mağdur rolü oynamak bir aczin itirafıdır.

Siz, Washington’dan, Brüksel’den, Kıbrıs Rum’undan, Peşmerge’den destek mesajları alansınız. Nereniz mağdur?

Devletin en yüksek kurumlarını yıpratmayı, küçük düşürmeye çalışmayı bir siyasi propaganda malzemesi yapmayı deneyemez ya da hedef gösteremezsiniz.

Milleti, devleti mağdur edemezsiniz.

AB’li diplomatlar bakın ne demiş; “Türk ordusu Irak’ın Kuzeyine girerse Türkiye AB umutlarından feragat etsin.”

Brüksel diplomatları tehdit ediyor. Buna cevap, ne yazık ki yok!

AB’nin tehditlerine, baskılarına, horlamalarına, aşağılamalarına sessiz kalınamaz.

Davulla zurnayla da Irak’ın Kuzeyine girilmez.

Siyasi karar verirsin. Kararı askere yazılı tebliğ edersin, toplantıya davet eder, askeri planları, olasılıkları öğrenirsin.  Mesela, “Ayşe tatile çıksın” dersin.

Devlet adamlığının gereğidir, geçmişte misalleri var.

Bu işler davul, zurna çalmakla olmuyor.

Başbakan RTE, geçmişten örnek al.

AB kapısında bekletilen…

Reform masalıyla ulusal çıkarları, değerleri örselenen Türkiye…

Osmanlının ıslahat ıslahat dene dene ortadan kaldırıldığı süreç gibi reform tuzağından çıkarılmalı Türkiye…

Devletle kavga etmek yerine devleti güçlendir, yüz akı budur.

Aksi durum ise “yüz karası”dır.





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024