Kazananlar, Kaybedenler
Mandacı kimi uşaklar, “kaybedenler de olacak, kazananlarda” demeye başladılar.
Uşaklar, “bir koyup üç alacağız” diyenlerle birlikte zenginlikten, medeniyetten söz ederlerdi bir zamanlar.
“Kazan kazan” diyenler çıktı.
Şimdi, kazananlar da olacak, kaybedenler de denmeye başladı.
Nereden nereye geldik, gelirken kimlere nasıl kandık?
Kim kazandı, kim kaybetti?
Gide gide kim kazanacak, kimler kaybedecek?
Küresel şirketler, işbirlikçi şirketler… Kazananlar.
Kaybedenler; ara malı üreten yerli şirketler; yan sanayi, tekstilciler, gıda…
Kaybedenler; ham madde üretimi; tarım, yeraltı zenginlikleri, halı, cam, taşıma…
Kazananlar; yabancılar.
Kazananların kaybedenlerle kavgasıdır, sürekli kazanma hırsı.
Tohumcular, ilaççılar, gübreciler, sigaracılar, içkiciler, yoğurtçular, gazozcular, parfümcüler, kotçular, cep telefoncular, diz üstü bilgisayarcılar, bisikletçiler, motorcular, Otomobilci, lastikçi, iletişim, ulaşım, akaryakıt… Saymakla bitmiyor hep yabancı.
Kazananlar; hipermarketler.
Kaybedenler; bakkallar.
Üretmek makbul değil, pazarlamak itibarlı.
Tabelalarda bile dörtte üçünün dili yabancı…
Kaybedenler; işçiler, işsizler, emekliler, memurlar, köylüler, esnaf, ulusal sanayi…
Kaybolan; bilim, teknoloji… Dil, inanç, ahlak, insani değerler…
Bilim; üretimi destekleyen, topluma güven veren teknolojiyi değil, küresel şirketlerin karını nasıl artırır, tüketim nasıl körüklenir onun arayışı içinde.
Bilim, küresel şirketlerin hizmetinde…
Medya, kazananlardan yana. Medyaya toplumları uyutma, uyuşturma, yanıltma görevi verilmiş gibi.
Kazanan gelişmiş sekiz ülke, yine toplandılar. Afrika’da kaybedenlere, açlıktan ölmekte olan yüz binlerce insana destek olmak üzere. Aslında Afrikalı açlar G-8’lerin umurlarında değil, Kazananlar şimdi dünyayı paylaşma kavgasında. Koruma kalkanı, saldırı füzeleri vesaire.
Sekiz gelişmiş kendi arasında anlaşamıyor.
Çevre kirliliği, atmosfere yayılan gazlar…
Dünyayı hırslarıyla zehirliyorlar.
Kazananlar doymuyor, daha fazla kazanma hırsında… Afrika’da açlığa mahkum edilen insanlara, yeni insanlar katmak için.
Kazanan bir avuç, kaybedenler milyarlar…
Kazananların emrinde bilim, teknoloji, eğitim, medya var.
Kaybedenlere akıl hakim olmalı.
Neden bu böyle?
Sormalı!
Afrikalı ellerinde İncil olanlara kanmıştı. Şimdi ellerinde İncil var, toprakları ellerinden alındı. Topraksız Afrikalı şimdi açlıktan ölüyor, yardıma muhtaç.
Bu işler adım adım oluyor, reform, misyonerler, yüz dolara din değiştirmeler, etnik ayrımcılığa teşvik, satılan topraklar, madenler, şirketler…
Afrika’da oldu, Osmanlıda oldu, şimdi sıra Türkiye’de mi?
Neden hep kaybeden, işçi, işsiz, memur, emekli, esnaf, yerli sanayici, köylü?
Neden yerli malı, itibarlı değil?
Kalitesiz, verimsiz!..
Neden elin hormonlu muzu, Anamur muzundan daha kıymetli, değerli?
Kaliteli diş macunu yapamaz mıyız?
Tekstil, halıcılık, balıkçılık, tarım neden çuvallıyor?
Neden, koyunun yapağısı derelere atılıyor, pazarlanamıyor?
Neden, pancar, tütün, pamuk, fındık, incir, anason, afyon, gül gibi tarım ürünleri üretimine türlü çeşitli engeller konuyor?
Her ülke kendi yerli ürününü desteklerken, neden biz yerli üretimi kötülüyoruz?
Neden Türkiye, dünyada içişlerine en fazla karışılan ülke?
Çünkü hedef Türkiye!
Hedefteki Türkiye’de üniversiteler, medya, sivil toplum örgütleri küresel şirketlere hizmet etsin diye proje destekleri, hibe yardımlarıyla uşaklaştırılıyor.
Neden küreselleşmenin sürekli propagandası yapılıyor da, eleştirisi televizyonlarda yer almıyor.
Küresel saldırının adına demokrasi diyorlar, reform diyorlar.
Yeni reformistler Osmanlı reformistleri gibi, Türkiye Cumhuriyeti’ni reforma etmenin telaşı içindeler.
Kazananlar da olacak, kaybedenler de deyiveriyorlar.
Kaybedenler Türkiye’de milyonlar, dünyada milyarlar…
Bir avuç kazanan, kaybedenlerle kavgalı.
Kazananların ellerinde tahrip gücü yüksek, teknolojik silahlar.
Kaybedenlerin elinde umutları var. Kazanmanın sınırı yok. Kazanma hırsı kavgaya dayalı. Kazananlar birbiriyle kavgaya tutuşacaklar, belli. Dünya savaşlarındaki gibi hırslarıyla kana bulayacaklar dünyayı.
Akıl, bu kazananlara dur diyebilmeli.
Konu, “kazananlar da olacak, kaybedenler de” aymazlığından çok daha önemli.



