NABUCCO PROJESİ VE İPOTEK ALTINA ALINAN GELECEĞİMİZ
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB), 4951 Sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak 25.12.1963 tarih ve 4-400 Sayılı dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in onayı ile kurulmuştur. 3154 Sayılı Kanun'a göre Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın kuruluş amacı; enerji ve tabii kaynaklarla ilgili hedef ve politikaların, ülkenin savunması, güvenliği ve refahı, milli ekonominin gelişmesi ve güçlenmesi doğrultusunda tespitine yardımcı olmak; enerji ve tabii kaynakların bu hedef ve politikalara uygun olarak araştırılmasını, geliştirilmesini, üretilmesini ve tüketilmesini sağlamaktır.
Bu ülkede her bir vatandaş, tüm demokratik ülkelerde olduğu gibi vergisinin nasıl kullanıldığını, nereye harcandığını bilmek ve seçtiği yöneticilerin faaliyetlerini takip etmek ister. Bu demokrasilerde görülen sivil denetim mekanizmasının da bir gereğidir. Dolayısı ile bizler, birey olarak doğrudan yada Sivil Toplum Kuruluşları aracılığı ile dolaylı olarak bizi yönetenlerin kaynaklarımızı ne kadar verimli kullanabildiğine dair sorular sorma ihtiyacı duyuyoruz. Bugünlerde Enerji Bakanlığı’nın kamuoyunda en çok karşılaştığı sorulardan biri ise, halkın vergileri ile geleceğe yatırım yapılacak olan Nabucco Projesi ile ilgili. Söz konusu proje için yapılacak anlaşmanın, yukarıda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın kuruluş amaçlarına daha doğrusu milli menfaatlere ne kadar paralel olduğunu yüksek sesle tartışıyor olmamız gerekiyor.
Yüzyılın projelerinden biri olarak takdim edilen proje ile ilgili detaylara girmeden önce, kısa bir hatırlatma yapmak gerekiyor. Projenin isim babası, Babil Kralı II. Nabuccodonosor M.Ö. 500’lü yıllarda yaşamış büyük bir kraldı. Avusturya’nın İtalya’yı işgali sırasında Giuseppe Fortunino Francesco Verdi (Parma, 1813-Milan 1901) tarafından Kral Nabucco’nun dönemini anlatan, M.Ö. 586 yılında Kudüs’te ve Babil’de yaşanan, tarihte “Babil Esareti” diye bilinen dört perdelik Nabucco operası yazılmış: Aşk, entrika, savaş ve mücadele!
İçinde yaşadığımız coğrafyaya bakınca hiç de yabancı olmadığımız bir senaryo aslında. 2008 yılında Rus-Gürcü Savaşı, 2006 yılında Ukrayna seçimlerine kadar giden Rus-Ukrayna siyasi entrikaları, Azerbaycan-Ermenistan ikilisinin Dağlık Karabağ mücadelesi, Azerbaycan-Türkmenistan Devletlerinin Hazar Denizi altındaki doğal kaynaklar nedeni ile yaşadığı siyasi sorunlar, Irak’da yaşanan işgal, İran’ın doğal kaynaklarına rağmen tehcir edilmeye çalışılması, İsrail-Filistin arasında yoğunlaşan savaş hali ve bölgede hızla artan terörist unsurlar. Sadece Türkiye’nin doğrudan müdahil olduğu siyasi sorunları bir yana bıraktığımızda dahi bizim sınılarımız dışında ne kadar ciddi sorunların olduğunu görmek ürkütücü elbette. Tüm bu sis perdesinin içinde yapılmaya çalışılan, birbirlerine hiç de güvenmeyen bu devletler arasında hepsini ikna edecek ve hepsini tatmin edecek petrol ve doğalgaz boru anlaşmaları yapmak.
Öyle görülüyorki yapılacak anlaşmalardan biri ilginçtir bir ülkenin yönetimini memnun ederken, halkı arasında huzursuzluk yaratıyor. Bu ülke elbette Türkiye ve anlaşmanın adı ise Nabucco Projesi! 2007 ve 2008 yıllarında bununla ilgili iki soru önergesi verilmiş durumda.
İlki CHP Adana Milletvekili Hulusi Güvel tarafından, 13.12.2007 tarihinde verilen soru önergesidir ( 1082 sayılı ) ve Sayın Hilmi Güler’e iki soru sorulmuştur:
1.Günlük bir milyon varil petrol taşıması planlanan Samsun-Ceyhan Boru hattı için ilgili ülkelerle yapılmış bir dolum anlaşması var mıdır?
2. Avrupa’ya Hazar doğalgazını taşıması planlanan Nabucco doğalgaz boru hattı için ilgili ülkelerle yapılmış bir dolum anlaşması var mıdır?
3.Eğer bu iki hat için yapılmış dolum anlaşmaları yok ise bu durum Türkiye’nin enerji vizyonu açısından nasıl değerlendirmektesiniz? Bir strateji yanlışlığından söz edilebilir mi?
Bölgedeki tüm petrol ve doğalgazı taşıyacak bir geçiş ülkesi olmak gibi bir hayal açıkçası çok da akıllıca görünmüyor. Çünkü, Rusya, Trans Hazar Anlaşması ile Kazakistan ve Azerbaycan’ın sağlayacağı ve hattan geçirecekleri tüm doğal gazını alacağını tahahhüt eden anlaşmayı imzaladı. Yani Rusya doğalgaz ihraç ederken doğal olarak önce pahalı aldığı enerjiyi satmaya çalışacak daha sonra maliyeti daha düşük olan kendi topraklarından çıkan doğalgazı satacaktır. Biz ise iki boru hattı ile hem Rusya’nın Azerbaycan ve Kazakistan’dan aldığı kaynağı dolaylı yoldan almaya çalışacağız hem de Nabucco ile aynı kaynağı doğrudan daha ucuza almaya çalışacağız. Tabii ki fiyatlamada ikisinin ortalaması alınarak hem Türk hem de Avrupalı tüketicilere yansıyacak gibi görünsede aslında sadece Türk tüketicilerine yansıyacak. Çünkü Nabucco Projesi gerçekleşirse Türk Tüketicisinin hakları AB Bloku içinde aranırken, Mavi Akım’da ise Türkiye tek başına pazarlık etmek zorunda kalacak.
Nabucco Projesi ile ilgili ikinci soru önergesi ise Referans Gazetesi yazarı Yiğit Bulut’un konuyu sıkça dile getirmesinden olsa gerek, MHP İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun dikkatini çekmiş olacak ki kendisi tarafından verildi:
1- 6 milyar dolarlık bir proje olan Nabucco Projesi ile ilgili olarak, Avrupa ülkeleri tarafından Hükümete ve Bakanlığımıza "Karar mekanizmalarında yer almayacaksınız" yönünde bir baskı var mı? Bu baskıya karşılık olarak ne gibi cevaplar, hangi tarihteki belgeyle verilmiştir?
2- Nabucco Projesi’nde, inşa edilecek münhasır boru hattının en büyük bölümü Türkiye’den geçecek olmasına rağmen, Avrupa ülkelerinden gelen bu baskının nedeni nedir?
3- Bu proje kapsamında en büyük yatırımı BOTAŞ yapacak olup, yüzde 30 özkaynak, yüzde 70 kredi kullanacağı planlanmaktadır. Ancak 6 ortaktan oluşan Nabucco Projesi’nde her ülke tüm haklarını, Avusturya merkezinde kurulu Nabucco Gas Pipeline International GMBH’ye kayıtsız şartsız devretmeyi kabul etmiş durumdadır. Kabul edilen bu duruma göre Türkiye bu anlaşmadan hangi kazançları sağlayacaktır?
4- Nabucco Projesi’nde yer alan bu 6 ortağın, Nabucco Gas Pipeline International GMBH’ye ortaklık hissesi ülke bazında nedir?
5- Nabucco Gas Pipeline International GMBH’nin Avusturya’ya ödeyeceği vergilerden bu 6 ortak nasıl faydalanacaktır?
6- Nabucco Gas Pipeline International GMBH’nin ilgili ortaklara sadece taşıma tarifesinden iletim bedeli ödeyeceği doğru mudur?
7- Nabucco Gas Pipeline International GMBH, boru hatlarındaki tasarruflarda tek yetkili olacağı ifade edilmektedir. Türkiye’nin bu tasarruflarda ne kadar payı ve yetkisi olacaktır?
8- Bu konuda, hükümetler arası anlaşma imzalanması, Avrupa ülkeleri tarafından ısrarla istenmekte olup, Türkiye’nin atacağı adım ne olacaktır?
Ne Enerji Bakanlığı ne de Botaş, proje ile ilgili detayları, anlaşmanın koşullarını henüz kamuoyuna açıklamadı. İlk soru önergesi cevaplanmadığı gibi ikincisinin de cevaplanacağına dair bir umut yok. Zira meclis kayıtları hükümetin cevaplamadığı soru önergeleri ile dolu. Bunun halen yürütülen görüşmeler nedeni ile de olduğu düşünülebilir ama iki kurumda Türkiye’nin haklarına bu kadar taciz eden projeyi sürekli kamuoyunda övmesi açıkçası herkeste bir soru işareti bırakıyor. Elbette projeyi yererken diğer yandan hakkını teslim etmek gerekiyor. Ama ne yazıkki projenin Türkiye’ye sağlayacağı maddi ve jeopolitik kazançlar yapılacak anlaşmanın maddelerinde gizli. 3.300 km olması öngörülen projenin büyük bölümü Türkiye’den geçecek boru hatlarından ibaret olacağı için en büyük yatırımı da Türkiye’nin yapması gerekiyor. Ancak Türkiye’ye proje ile ilgili yapılan teklifler hiç de dostça değil. Öncelikle Nabucco’nun diğer ortakları, projenin Türkiye topraklarından yapılması planlanan kısmı için proje maliyetinin yüzde yetmişini kredilendirmeyi tahahhüt ederken, boru hattı için sadece bir geçiş ücreti ödemeyi öneriyorlar. Bununla birlikte kurulacak şirketin karar mekanizmasından da Türkiye’yi uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Biz bunu daha öncede yaşamıştık, hatırlayın. Avrupa Birliği Güvenlik Anlaşması ile ordu kurulması planlanırken, söz konusu orduya katılması için davet edilen Türkiye’ye AB’ye üye olmadığı için karar mekanizmasında olamayacağı söyleniyordu. Yani bu ülkenin çocukları AB’nin selameti için kanlarını dökmeye hazır olacaklar ama bu emri Avrupalı komutanlarından alacaklar. Şimdi ise Türk halkını, karar mekanizmasında olamayacakları bir proje için borçlandırıp, tüm yükünü yine bu millete atmaya çalışıyorlar. Eğer doğru anlaşmalar yapılır ve Türkiye’nin çıkarları gözetilirse, Türkiye’nin kazanacağı çok şey olduğu gibi, sadece bu projenin bile bölgeye kazandıracağı maddi ve siyasi kazançlar Ortadoğu ve Kafkaslar’a özlenen barışı geri getirebilir.
Her şeye rağmen demokrasimize ve halkın iradesi ile seçilen yöneticilere olan inancımı hâla içimde taşıyor ve ülkenin geleceğini ipotek altına alacak böyle bir anlaşmanın önüne geçileceğine inanıyorum.
Ertürk Demirel / Bankacı



