Küresel-Leş!
Deniyor ki, dünya AB, ABD, IMF’den ibarettir.
Türkiye, AB-D ile IMF ile ilişkileri iyidir.
Değişim, dönüşüm sürecek.
Bu ilişkilerin sürdürülmesinde 1990’ların siyaset anlayışıyla dahi sürdürülemeyecek noktalara gelmiştir.
Küreselleşmenin yarattığı sorunlara ve taleplere AKP ile uzun dönemli çözümler üretilmektedir. İlişkiler daha güçlü olmasıyla Türkiye “güçlü ve demokratik” bir vizyona yükselecektir.
“Toplumsal sorunlara ve taleplere çözüm üretmeyen bir siyasi aktörün siyasi yaşamda marjinalleşmesi ve giderek yok olması kaçınılmazdır”
Koç Üniversitesinden bir profesör bir makalesinde bunları belirtiyor.
Küresel-Leştiriciler, medyada sık sık “Küresel-Leşleşin” mesajları veriyor.
1990’ların siyaset anlayışıyla dahi bu iş götürülemez.
Temsili demokrasi yetmez, katılımcı, çoğulcu demokrasiye yürüyün.
Bu kavramların içeriğini bilmeden, sanki iyi bir şeymiş gibi yürüyün denilmekte.
Küresel-Leşin yaratığı sorunlar, yine Küresel –Leşin tavsiyeleriyle aşılacaktır.
Böyle böyle kandırılıyoruz. Sorunun aşılması bir yana altından kalkılamayacak büyüklüklere ulaşıyor.
Aslında 1980’lerde başlayan bu süreçte belirgin bir şekilde görüldü ki;
Köylü milletin efendisiydi, tüketildi.
Orta direği güçlendireceğiz dendi, herkese iş aş, zenginlik…
Orta direk kırıldı.
Bu gün ulusal sermaye krizde!
Küresel-Leş! Küreselleşmenin yarattığı sorunlar tam Küresel-Leşleşerek halledilir demekte.
Yerli küresel-Leşçiler ülkeyi tam Küresel-Leştirdiklerinde…
İşbirlikçi medyada, sermayede bile sızlanmalar görülecektir.
Sırayla!
İşte o zaman iş işten geçmiştir.
Küreselleşme işte böyle bir şeydir.
Biliniz ki önce Afrika, sonra Ortadoğu, Afganistan, Yugoslavya, Irak küreselleşmiştir.
Etrafı tel örgülerle çevrilmiş kamplarda toplanmış halk, aç ve susuz biresel hak ve özgürlüklerin tadını çıkarmaktadır.
Küresel-Leş!
Dayatılan bir ideolojidir.
Emperyalizmin ta kendisidir.
Kısmen Neo-liberalizm diye de takdim edilmektedir.
Sadaka dağıtarak avlar.
Medyasıyla uyutur, uyuşturur, kandırır…
Yeni demokrasi diye ortaya çıkar.
İnsan hakları ve özgürlük diye tavlar.
Küreselleşmenin yarattığı fırsatlar diye avutur.
Tüm karlı alanları ele geçirir.
Ekonomi-politikalara, kültürel politikalara, savunma politikalarına karışır. Müdahale eder.
Küresel-Leştirilme, binbir gece masalları gibi anlatılıyor, bin bir tuzak içinde.
Dünya, AB-D ve IMF’den mi ibarettir?
Müslüman dünyası zorluklar içinde.
Asya’da koskoca Türk dünyası var.
Komşularımızla iyi ilişkiler kurmak gerekir.
Küresel-Leştiriciler diyor ki komşularınla kavga et.
Diyor ki ulusalcılar; “Hayır! İyi geçineceğim”
Toprakları sat.
“Hayır! Köylüme dağıtacağım.”
Sularını, madenlerini, enerjini biz kontrol edelim
“Hayır! Ben yöneteceğim.”
Küresel-leşleştirilirsek eğer, leş yiyiciler başımıza çökecektir.
Bir üçüncü dünya var! Üçüncü dünya ile ilişkilerini Küresel-leştiriciler, ben düzenleyeceğim demekteler.
Ulusalcılık, “sana ne” diyebilmektir.
Küresel-Leştiriciler ulusal ne varsa, onunla kavgalı.
Ulusal devlet ortadan kalkmalıdır demektedirler.
Yerine ikame edilmek istenen ise sömürge devlettir.
Demokrasi ve insan hakları ve de özgürlük gibi laflar da ambalajı.
Ambalaj özel, ambalaj güzel, ambalaj göz alıcı.
Ambalaj yırtıldığında ortaya çıkacak manzara ise dehşet verici.
Küresel-Leştiricilere söylenecek bir söz; dünya AB-D’den ibaret değildir.
Dünya o kadar küçük değildir. Aksine dünya giderek büyümektedir.
Türkiye’yi küreselleştiremezsin!
Bunu söylemek ise, yürek ister. Özveri ister.
Özverililer, yürekliler nerede sizce?
Mahir Öztürk



