Yardımlar Kime Gitti, Alkışlar Kime? - Eskişehir Haber

Konuk Yazar

Konuk Yazar
Konuk Yazar

Yardımlar Kime Gitti, Alkışlar Kime?

Yardımlar Kime Gitti, Alkışlar Kime?
Yayınlama: 3 Haziran 2026 Çarşamba - 64
A+
A-

Alkışlanan Nedir?

Tepebaşı Belediyesi'ne yönelik soruşturma ve ardından gelen tutuklamalar, sadece birkaç kişinin adının geçtiği bir adli vaka değildir. Bu olay, kamu vicdanını yaralayan ve yerel yönetim anlayışını sorgulatan çok daha büyük bir tabloyu gözler önüne sermektedir.

Ortada son derece ağır iddialar bulunmaktadır. İhtiyaç sahiplerine ulaştırılması gereken aşevi yardımlarının usulsüz şekilde satıldığı, emanet olarak teslim edilen yardım paralarının yerine ulaşmadığı yönündeki iddialar sıradan suçlamalar değildir. Çünkü burada kaybolan sadece para değildir; insanların yardımlaşma duygusu, hayırseverlerin güveni ve toplumun dayanışma ruhudur.

Bugün bir vatandaş aşevine yardım yapmak istediğinde aklına şu soru gelmeyecek midir?

"Acaba verdiğim yardım gerçekten ihtiyaç sahibine ulaşıyor mu?"

İşte en büyük zarar budur. Çünkü belediye bütçesinden eksilen para bir şekilde yerine konabilir. Ancak kaybolan güvenin telafisi yıllar sürer.

Meselenin ikinci ve belki de daha vahim tarafı ise siyasi sorumluluktur.

Savunma olarak "Başkanın haberi yoktu" deniliyorsa, bu durum kimseyi rahatlatmaz. Hatta bazı açılardan daha ağır bir tablo ortaya çıkarır. Çünkü söz konusu kişi sıradan bir memur değildir. Herhangi bir bürokrat da değildir. Belediye başkanının en yakınındaki isimlerden biri, özel kalem müdürüdür.

Özel kalem müdürü, belediye başkanının günlük çalışma düzenini yöneten, en fazla temas kurduğu, en fazla güvendiği kişilerden biridir. Eğer böylesine kritik iddiaların merkezindeki kişi özel kalem müdürü ise, vatandaşın sorması gereken soru şudur:

"Başkan, yanı başında olup bitenlerden gerçekten habersiz miydi?"

Eğer habersizse yönetim zaafı vardır.

Eğer haberdarsa zaten başka bir sorun vardır.

Her iki ihtimal de kamuoyu açısından izah edilmesi gereken ciddi bir problemdir.

Dünyanın gelişmiş demokrasilerinde benzer olaylarda yöneticilerin ilk refleksi savunmaya geçmek değil, hesap vermektir. Kurumun itibarını korumak için görevden çekilen, soruşturmaların önünü açan, "Benim dönemimde olduysa ben de siyasi sorumluluk taşıyorum" diyen örnekler görmek mümkündür.

Bizde ise tam tersi bir görüntü ortaya çıktı.

Soruşturma sonrasındaki ilk meclis toplantısında kamuoyunun beklediği şey açıklama yapılmasıydı. Soruların cevaplanmasıydı. Şeffaflığın sağlanmasıydı.

Ancak yaşananlar bunların tam tersiydi.

Muhalefetin soru ve eleştirileri karşısında meclis işlevsiz hale getirildi. Tartışılması gereken konular tartışılmadı. Kamuoyunun beklediği cevaplar verilmedi. Ve toplantı sona erdirildi.

Daha da ilginci, tüm bu yaşananların ardından salonda alkışlar yükseldi.

Peki alkışlanan neydi?

Ortadaki iddialar mı?

Tutuklamalar mı?

Kamuoyunun cevapsız bırakılan soruları mı?

Yoksa konuşulmaktan kaçınılan gerçekler mi?

Bir belediyede özel kalem müdürünün adının geçtiği böylesine ağır bir soruşturmanın ardından ortaya çıkan manzara, hesap vermeye çalışan bir yönetim görüntüsü değil; sorgulanmaktan rahatsız olan bir yönetim görüntüsüdür.

Bugün Tepebaşı'nda asıl ihtiyaç duyulan şey alkış değildir.

Şeffaflıktır.

Savunma değildir.

Açıklamadır.

Slogan değildir.

Hesap vermektir.

Çünkü kamu görevi alkışla değil, güvenle yürür.

Ve güven, sorulardan kaçılarak değil, sorulara cevap verilerek yeniden kazanılır.

 

 

teyfik neyzen





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024