TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü Dr Bahadır Kaleağası ile söyleşi - Eskişehir Haber

TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü Dr Bahadır Kaleağası ile söyleşi

TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü Dr Bahadır Kaleağası ile söyleşi
Yayınlama: 3 Mayıs 2009 Pazar - 4.107
A+
A-

E.D. :Sizinle en son 2005 yılında röportaj yaptığımızda Fransalmanya’dan ve bunun AB de lokomatif olduğundan bahsetmiştik. Bugün bu değişti mi? Son finansal kriz ile AB de yeni bir  aktör ön plana çıktı mı? Mesela İngiltere bu ikilinin yanında yeni bir aktör olarak baskın bir rol alabilir mi?

B.K.Berlin-Paris ekseni her zaman AB'de siyasal karar alma sürecinin itici gici görevini üstlenmekte. Fakat sonuca ulşmada Londra'nın onayı ve kriz sonrasında en başından işin içinde olması zorunlu hala geldi. Tabii bu da yetmez, 27 ülkenin herbirinin önemli alanlarda veto yetkisi sürmekte.

E.D. Son finansal krizde AB içinde bir dağınıklık görüldü. En acil konuda tüm devletler ilk etapta kendi ekonomik paketlerini açıklamaya, krize karşı tek başlarına önlem almaya çalıştılar. Bu siyasi karmaşanın etkisi krizin en başında da dolar-euro paritesinde göründü zaten. Kendi içinde hızlı kararlar alamayan, birlikte hareket etmekte geciken bir birlik izlenimi yarattı. Bu sizce bir sorun mu yoksa AB içinde yaşanması gereken bir güven sürecinin bir sonucu mu?

B.K Avrupalılar ekonomilerinin ABD ile sandıklarından da daha sıkı bağlar ve düğümler içinde olduğunu anladılar; küreselleşmeye ve Avrupa siyasal birlik sürecine daha gerçekçi bakmayı öğreniyorlar. Bunun somut bir sonucu AB'de karar sistemi ve kurumların daha etkin işlemesini düzenleyen Lizbon Antlaşması'nın tekrar gündeme gelmesi oldu. Daha önce referandumu olumsuz çıkan İrlanda antlaşma için onay sürecini tekrar başlattı. Nobelli ABD'li ekonomist Krugman da AB'nin artık daha skı para ve vergi politikalarına sahip olması gerektiğine işaret etti. Bir çok alanda krizin AB'ye etkisi "daha fazla Avrupa" ile "çok daha fazla Avrupa" olarak özetlenebilecek bir seçenek dizini yarattı.

E.D. AB’ne yeni üye olan doğu bloku ülkelerin mali sıkıntıları Batı Avrupalılar için yeni vergiler mi demek? Belçika’da Flamanlar ile Valonların yaşadığı ekonomik sorunun bir benzeri AB’nin kuzey ve güney yakası arasında da yaşanabilir mi?

B.K Bugün artık demir perdesiz bir Avrupa var. Fakat tarihin cilvesi olarak, küresel ekonomik kriz ‘demir perde’ kavramını tekrardan gündeme taşıdı. Macaristan AB’nin Orta ve Doğu Avrupalı üyeleri için 190 milyar euroluk bir mali destek paketi talep ediyor. Bu arada Paris daha fazla kamu harcaması ile ekonomileri canlandırmak isterken, Berlin bütçe disiplininden ödün vermeye yanaşmıyor. Sarkozy’nin AB’nin ekonomik istikrar paktının ihlali eğilimlerini Merkel uygunsuz buluyor. Fransa arkasında İspanya, Portekiz, İtalya, İrlanda ve Yunanistan’ın desteği ile hareket ediyor. Merkel’i İsveç, Finlandiya, Danimarka, Hollanda, Lüksembourg gibi bütçe açığı denetim altındaki ülkeler izlemekte. Eski Orta ve Doğu Avrupa ise bu sefer aynı gemide değil. Macaristan, Bulgaristan ve Romanya Fransa ile benzer çizgide. Polonya ve dönem başkanı Çek Cumhuriyeti ise yardımı ve ‘demir perde’ söylemini gereksiz görmekte. Slovakya ve Slovenya da Euro bölgesi ülkeleri olarak sıkı durmaya çalışmakta. Bu sefer ‘demir perde’ daha ziyade Kuzey-Güney ekseninde Avrupa’ya çökmekte. Tabii bu yalnızca ekonomik ve şimdilik demirden ziyade kalın kadife bir perde.

E.D. AB kendi içinde bir değerler topluluğu, sosyal refah birliği iken gerek Yunanistan’da çıkan öğrenci olayları, gerekse Fransa ve Hollanda’da çıkan göçmen isyanları ile yeni soru işaretleri oluşturdu. AB gerçekten kendi içinde bir sosyal refah birliği olabildi mi? Göçmenlerin, etnik milliytçilerin taleplerini karşılayabildi mi?

B.K Evet AB dünya tarihinde bu ölçekte en başarılı çok kültürlü siyasal ve toplumsal birlik projesidir. Bununla birlikte henüz mükemmel olmaktan çok uzak ve demokratik sistemi içinde AB yurttaşlığı ile etnik farklılıklar arasındaki dengeleri henüz bulamadı.

E.D. Son Nato toplantısında, Danimarka’nın Nato Genel Sekreterliği’ne onay vermemiz için AB kozu kullanıldı. AB ile Nato’yu bağımsız düşünmemiz gerekmiyor mu? Eğer Nato ve AB arasındaki bağ bir koz ise bunu Türkiye neden kullanamadı? Danirmaka’nın neler yapacağını görüp sonra onay vermemiz gerekmez miydi?

B.K Türkiye'nin bu konuda haklı çekinceleri vardı. Bu süreçte yaşanan sorunlar, Türkiye'nin 21. yüzyılın küresel relabet koşullarının gerekli kılığı devlet reformu, uluslararası iletişim anlayşı ve insan sermayesi alyapısındanki zafiyetlerden kaynaklanmakta.

E.D. ABD her fırsatta Türkiye’nin üyeliğini destekleyen demeçler veriyor ve yine her seferinde AB içinde buna tepkiler geliyor. Bu Türkiye’nin bağımsız bir dış politikası olduğu konusunda da şüpheler uyandırmaz mı? AB içinde Türkiye’nin üyeliğini ABD’nın birliğe daha fazla müdahalesi anlamına geleceğine düşünen üyeler olmaya başladı çünkü.

B.K ABD Başkanı Obama’nın Türkiye ziyaretinin bilançosu olumlu. Türkiye’nin Batı dünyasındaki jeo-stratejik önem sahibi laik bir demokrasi konumu iyi vurgulandı. Medeniyetler Buluşması da hoş sedalar bırakabilen bir girişim. Irak, güvenlik, terörle mücadele gibi çok önemli konularda, gayet önemli ilerlemeler sağlandı. En önemlisi, Washington-Ankara eksenindeki son yılların frekans bozuklukları ve yörünge sapmaları büyük ölçüde düzeldi. Fakat, ABD'nin Türkiye'nin AB üyeliğine olan desteği, hedefi tekrarlamanın ötesinde, sürece destek olmaya dönüşmeli. Örneğin Başkan Obama'nın son ziyaretinde küresel gündemin bir çok öncelikli konusu geri planda kaldı. Ekonomi, enerji, ekoloji ... Obama yönetiminin Washington’daki asıl gündemi bunlar. Londra, Paris, Brüksel, Berlin, Pekin’deki esas gündemi de bu konular. Ankara nerede? Bir koordinat sorunu mu var? Hangi zaman-mekan düzleminde bocalıyor?

E.D. AB üyeliğine karşı çıkan bir çok yazar nedenlerini açıklarken: AB’nin yer altı kaynaklarının olmaması, nüfusunun yaşlanması, üretimini gelişmekte olan ülkelere kaydırdığı ve uluslararası konularda aktif rol oynayamaması gibi nedenleri gösteriyorlar. Sizce bu tespitin haklı ve haksız yönleri nelerdir?

B.K Bu sorunlar Arupa'da son yüzyılın konuları ve AB üyeliği hedefimizi değil, bu hedefi ve sonrasını nasıl en iyi şekilde değerlendireceğimizi ilgilendiriyorlar. AB üyeliği sayesinde ne İngiltere, Fransa, İspanya gibi büyük ülkeler, ne de Yunanistan, Macaristan, Estonya gibi küçük ülkeler egemenlik kaybetti. Tam tersine, sınırları aşan sorunlar karşısında ve küresel rekabette tüm üyeler güç kazanıyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu uluslararası dengelerde AB en etkili ekonomik ve siyasal güç odağı. Türkiye dışında kalacağı bir AB’nin uydusu konumuna gelir. Asıl o zaman ulusal egemenlik erir. Çünkü coğrafyamızdaki ülkeler AB’nin politikaları ve standartlarına uymadan ekonomik olarak var olamıyor. Uluslararası ticaret, üretim koşulları, standartlar, enerji, güvenlik, ulaştırma, küresel ısınma, teknolojik gelişme gibi bir çok alanda AB politikalarının etki alanı içindeyiz. Üye olarak bu politikaların karar sürecine katılmalıyız. Diğer yanadan, Türkiye’nin mevcut nüfus artışı ve kalkınma sorunları dikkate alındığında ortaya çıkan bir gerçek var: ekonomimiz her yıl yüzde yedi-sekiz oranında büyümeli. Aksi takdirde temel sorunlarına çözüm getiremeyen bir ülkenin derin risklerine maruz kalırız: Milli güvenlik, siyasal istikrar, sosyal barış, uluslararası sorunlar ... Öz kaynaklarla büyüme potansiyeli, diğer Avrupa ülkeleri için olduğu gibi Türkiye için de sınırlı. Uluslararası sermaye hareketlerinden çok daha fazla yararlanmak kaçınılmaz. Daha çok ihracat, yatırım, turist ve teknoloji gerekiyor. Orta Asya, Çin, Japonya ve Orta Doğu dahil tüm dünyanın gözünde Türkiye’nin ekonomik çekim gücünün temel direği AB sürecidir. Halen gümrük birliği içinde Türkiye son on yılda çok daha üstün bir rekabet gücüne erişti. AB’ye göre üç-dört katı hızla büyüdüğü için ticaret açığı azalmadı, fakat oransal olarak artmadı. Türkiye çok daha fazla ürünü ihraç eden, başka ülkelerde yatırım yapabilen, teknolojiye yönelebilen bir ekonomik güç konumuna geldi. Fakat yol daha uzun. AB üyeliği sürecinden koparsak gümrük birliği özellikle üçüncü ülkelere karşı ticarette Türkiye’yi zor durumda bırakır. Dünya ticareti kuralları zaten gümrük birliğini kapsamaya başladı. Müzakere sürecinde bu konuları daha iyi ilerletmeliyiz. Diğer yandan, unutmayalım ki bu süreç esas olarak Türk halkı için çok daha yüksek sosyal haklar, kadın hakları, gıda güvenliği, hava temizliği, ulaştırma güvenliği, vize kolaylığı, eğitim fırsatları, teknoloji, sağlık ve refah getirmeye yöneliktir.

E.D. Sizce Türkye’nin AB üyeliğinin gerçekleşmesi ile Türkiye’nin AB ye kazandıracağı en önemli şey nedir?



B.K AB'ye üyelik koşullarına haiz bir Türkiye sayesinde küresel düzende daha güçlü bir Avrupa şekillenecek. Diğer yandan, önümüzdeki yıllarda AB üyeliğine hazır konuma gelmiş bir Türkiye, küresel gelişmeleri de dikkate alarak AB'yi sınamalıdır. Bugünkü gelişmeler ışığında, AB'ye tam üye olmayı kabul etmemiz için en az dört koşul öne sürmeliyiz. (1) AB'nin önümüzdeki dönemde küresel ekonomik rekabet gücü daha yüksek olmalı. (2) AB anayasal düzeni, kurumları, karar alma sistemi çok daha etkin işlemeli. (3) Dünya sahnesinde AB'nin siyasal bütünlüğü ve rolü çok daha etkin olmalı. (4) AB’nin demokratik değerleri ve saygınlığı, Türkiye konusunda olduğu gibi yabancı karşıtı, demagojik, dar görüşlü ve düşmanca siyasal söylem ve tavırlar yüzünden zedelenmemeli.

E.D. Son olarak Ermenistan ile ilgili sorunlar da AB için yeni bir kriter haline getirilmeye çalışılıyor. Bölgede 1915 olayları, Asala, Dağlık Karabağ gibi meseleler varken tek başına 1915 olaylarına  odaklanmak sorunu çözer mi? Azerbaycan’a rağmen Türkiye , Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirebilir mi?

B.K AB Komisyonu bu konunun AB hukuku açısından resmi bir kıstas olmadığını Avrupa Parlamentosu'na açıkladı. Fakat siyasal dengelerde Ermenistan yıllardır bu konuda iyi yapılandırılmış bir uluslararası iletşim başarısı gösterdi. Türkiye'nin ise her dış politika konusunda olduğu gibi en zayıf tarafı kendi iç demokratik sorunları oldu. Daha güçlü ve saygın bir demokrasi, etkin bir uluslararası iletşim ves omut girşimleri başkalarınınkilere maruz kalmayı beklemeden uygulayan bir anlayışla bu sorunu aşarız. Önce Azerbaycan ile iyi bir ortak analitik çalışma yapmak ve hareket planı belirlemeli. Hedef ise sınırın açılması, bölgede barış ve refahın artması olmalı. Sınır konusunu tabulaştırmak Türkiye'yi sınırlıyor maalesef. Sınırlar da, Kıbrıs'taki limanlar gibi. Koşullu olarak kısmen açılabilinir. Önemli olan koşulların tanımı ve takvimidir. Bu yöndeki çelişkileri zaman etkenini iyi kullanarak ve pragmatik bir şekilde çözmek mümkün.





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar
Copyright © 2024