60. Hükümet Programı (2)
Yine bir hamaset ifadesi; “İnsanlar doğuştan, devredilemez ve vazgeçilemez temel hak ve özgürlüklere sahiptir. İnsanlığın ortak değeri olan temel hak ve özgürlükler, devlet idaresi altında onurlu bir hayat sürebilmenin ön şartıdır.”
Nedir bu temel hak ve özgürlükler?
İş, aş, geçim, güvenlik, özgürlük, bağımsızlık, güvenli gelecek… İnsanca yaşama hakkı var mi? Bir yanda ezenler, sömürenler, diğer yanda ezilenler, sömürülenler.
“Ne ezen ne ezilen, insanca hakça bir düzen” di bir zamanlar söylenen…
Korku ve endişe giderek artıyor mu, azalıyor mu?
Trafik kazaları, gasp, kapkaç, soygun, sokak çocukları, asgari ücretin altında çalışmak zorunda kalanlar, işsizlik…
Programda, “Kopenhag Siyasi Kriterlerine tam uyum sağlanacaktır.”ifadesinde anlatılmak istenen nedir? Birçok birlik ülkesinden daha ileride uyum sağlamadık mı? Daha ne uyumudur bu? Yani bu kriterler nedir?
Programda, “Hükümetimiz, medyanın bağımsızlığına önem vermektedir” denmektedir. Medya hiç olmadığı kadar küresel ideolojinin kontrolü altında değil midir? Küresel ideoloji, medya tarafından tek seçenek olarak halka empoze edilirken hakikaten bağımsız mıdır?
Programda, “Bağımsız ve tarafsız yargı, adaleti sağlamanın ön şartıdır” tümcesi yer almakta ve hemen arkasında “Önümüzdeki dönemde de adalet ve yargı reformu ile ilgili çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz” denilmektedir.
Hemen akla geliveren, “acaba şimdiye kadar yargı bağımsız ve tarafsız değimliydi” sorusudur.
Programda yer alan, “İhtilafları çıkmadan önlemek amacıyla ‘Koruyucu Hukuk’ uygulamaları daha da geliştirilecektir” ifadesi, acaba çift hukukluluk sistemine doğru bir gidişi mi ifade etmektedir?
Biliyorsunuz, Osmanlının son döneminde çift hukuk sistemi vardı, tek hukuk sistemine geçmek için ıslahatlar yapılıyordu. Eskiye mi dönülüyor?
Programda hükümetin,“Devlet, millete hizmete için vardır” ilkesinden söz edilmiştir. Takip eden tümce ise, “Türkiye’de kamu yönetimi (nin)… aşırı merkezi ve hantal yapısı”ndan söz etmektedir.
Devleti yöneten hükümet, nasıl olur da devletin görevini sadece “hizmet” kavramının içine sıkıştırabilir. Devlet, aslında iş için, aş için, sosyal güvenlik için, adalet için, toplumun birlik, beraberliği için, geleceğin güveni için vardır. Devleti yöneten, nasıl olur da devleti hantallıkla suçlar. Devletin görevlerini serbeste devrederek, serbestin vahşi rekabetine bırakılabilir mi? Bıraktığı için de elbette, bahanesi de aşırı merkeziyetçi, hantal olur. Devleti yöneten hükümet; hükümetin başı hiç böyle şikayet eder mi? Oysa beş yıldır devleti yönetiyor
Programda, “Belediye ve il özel idarelerini, Anayasamızda belirtilen ‘yerinden yönetim’ ilkesine uygun olarak yeniden ele aldık ve çok temel sorunları çözüme kavuşturduk” ifadesi gerçeğin üzerini örtmekten, popülizmden öte bir anlam taşır mı?
Yerel yönetimlerdeki keyfilik, savurgan yatırımlara, aşırı borçluluğa, Ali Dibolara, başkentteki susuzluğa neden olmadı mı?
Programda yer alan şu cümle çok önemlidir, “Bu çerçevede, geçen dönem hazırlıklarını tamamlamış olduğumuz İl Özel İdareleri ve Belediye Gelirleri Kanun Tasarısı bu dönemde çıkarılarak yerel yönetimlerimiz mali yönden de güçlendirilecek, Köy Kanunu da yenilenecektir”
Köy kanunun yenilenmesiyle; toprakların yabancılara satışında nasıl kolaylıkların getirileceği sorusu, aynı zamanda derin kaygının ifadesidir.
Programda yer alan, “Hükümetimiz döneminde, yolsuzlukların önlenmesi ve hesabının sorulması yönünde çok ciddi tedbirler alınmıştır” sözcüğü ancak hüzünlü bir tebessümle karşılığını bulabilir.
Programda bir bşk hüzünlü tebessümü gerektiren tümce, “Ulusal güvenliğimize kastedecek her türlü oluşuma karşı tavizsiz tutumumuz kararlılıkla sürecektir” ifadesidir.
Takip eden cümle ise, “Ulusal güvenliğimize, ülkemizin bölünmez bütünlüğüne ve üniter devlet yapımıza kastedecek her türlü oluşuma karşı son derece tavizsiz tutumumuz kararlılıkla sürecektir” ifadesidir.
Hemen akla geliveren, Irak’a Türkiye’den girelim, Doğuda 80 bin askerimizi konuşlandıralım, limanları, havaalanlarını hizmetimize verin tezkeresi; 1 Mart tezkeresi, keşke geçseydi diyenlere karşı, yarın, ABD Irak’tan çıkarken, Güneydoğu Anadolu’dan çıkalım veya yerleşelim, limanları havaalanlarını bu sefer verin dediğinde ne denecektir?
Kabul mü edilecek, değiştim mi denecek?
İşte buradaki tutumdur; ulusal güvenliğimize kastedecek oluşuma karşı olacak tutum.
(Devam Edecek)
Mahir Öztürk



