60. Hükümet Programı (4) - Eskişehir Haber

60. Hükümet Programı (4)

60. Hükümet Programı (4)
Yayınlama: 7 Eylül 2007 Cuma - 1.117
A+
A-

Programa devam, diyor ki, “ 2003-2006 yılları arasında ortalama büyüme oranı yüzde 7,3 olmuştur.”

Borçla büyüyen, ithalatla büyüyen; hormonlu büyüme…

Cumhuriyetin ilk on beş yılının ortalaması da % 7.3’dü, enflasyon % -2, Osmanlının Duyunu Umumiye borcunu da ödüyordu, cari fazla da veriyordu. Çünkü bağımsızdı ekonomi, üreterek büyüyordu.

Şimdi hormonlu; tüketerek, borçlanarak, ithalatla büyüyor.

Programa göre 2006 sonu itibariyle kişi başı, 5.477 dolarmış. Doların fiyatını yarıya indirin kişi başı 11.000 olsun. Böyle bir matematik olabilir mi? Doların cari açığa meydan vermeyecek gerçek değeri; 2.500 liradır. Dolar o seviyeye geldiğinde kişi başı da gerçeğe döner, düşer gelir 3000 dolara. İşte gelirin hormonu buradan gelir. Sonra, kimin cebindedir bu kişi başı gelirler?

Programda, “İhracatımız 2002 yılında 36 milyar dolar seviyesinde iken, 2007 yılı Temmuz ayı itibarıyla 12 aylık ihracat rakamı 97 milyar dolara ulaşmıştır” deniyor.

İlginçtir; programda, ithalat rakamları ve karşılaştırması verilmiyor. Otomobilin bütün parçaları dışarıdan geliyor, yedek parça üreten yerli firmalar iflasta.

Programda; “1985-2002 arasında 18 yılda yapılan özelleştirme tutarı sadece 8 milyar dolar iken, 2003 yılından bugüne kadar yapılan özelleştirme toplamı 33 milyar dolara ulaşmıştır. Böylece kamunun ekonomideki ağırlığı azaltılırken özel sektörün rolü artırılmıştır” tümcesi ne kadar hüzün vericidir.

Ne acıdır ki Türkiye çok ucuza pazarlanmaktadır. Mirasyedi hovarda damat gibi kamu malı yabancı şirketlere peşkeş çekilmiştir, çekilmeye devam edecek gibi görünmektedir. Çünkü, “Kararlılıkla özelleştirmeye devam” diyorlar.

Dünyada yükselen değer, karma ekonomi! Amerika’sı, İngiltere’si, Almanya’sı, Fransa’sı, Çin’i, Rusya’sı…

Boşuna dememişler “eller gider Mersin’e biz gideriz tersine”

Serbest piyasacı bunlar…

Programda, “Türkiye’nin AB Müktesebatına uyumu için 2013 yılına kadar uygulayacağımız program çerçevesinde, ekonomik değişim ve dönüşümü de kapsayan 200 kadar yasal düzenleme ve 600 kadar ikincil düzenlemeyi tamamlayacağız” denilmekte.

Halil İnalcık, AB uyumu meselesini (2005) yazdığı bir makalede, “Türkiye, AB’ye katılmak için tüm koşuları yerine getirmiştir. Fakat AB ile üyelik konusu ortaya çıktığından beri AB’nin ileri sürdüğü koşulları 19. yüzyıl Şark Meselesi yaklaşımını hatırlatmaktadır… (Osmanlıda) Tanzimat döneminde olduğu gibi, bu yapı değişiklikleri, bürokratlar ve devlet adamları tarafından halka daha sağlıklı, daha modern bir idare, ileri medeni hayat koşulları getirmek için kabul edildiği ilan ediledursun… 19. yüzyıldaki gibi kapitalist Avrupa normları yine Avrupa çıkarları için empoze edilmektedir”  şeklinde açıklamaktadır.

AB müktesebatı, nalıncı keseri misali hep Avrupa’ya yontmaktadır. Yontmaya devam…

Avrupa’ya yontan keser, halkı daha da yoksullaştırmakta, bu da “mali disiplin” denen bir kavramla ifade edilmektedir.

Nitekim programda, “Kamu borç yükünün düşmeye devam etmesi, cari açığın kontrol altında tutulması ve enflasyonun daha da düşük oranlara çekilmesi ancak mali disiplinle mümkündür.” İfadesiyle belirtilmiştir.

Yani memura 2+2 maaş artışı, sözleşmeli, ücretli öğretmen istihdamı gibi uygulamalarla, kamunun yatırım yapmamasıyla sağlanan tasarrufun adıdır; mali disiplin.

Programda, “ Enflasyon oranının daha da aşağıya çekilmesi, cari açığın kontrol altında tutulması… sağlanacaktır” denilmektedir.

Enflasyon, doların fiyatının baskılanmasıyla aşağıya çekiliyorsa, Bu durum cari açığı büyütmeyecek midir?

Hem enflasyonla hem cari açıkla mücadele nasıl olacak? Var mı böyle bir hokus pokus?

Programda, “Önümüzdeki dönemde de kayıtdışılıkla mücadele öncelikli alanlarımızdan biri olacaktır” ifadesine yer verilmiştir.

Kayıt dışılıkla gerçekten, samimiyetle mücadele edecek hükümet, “nereden buldun diyebilmelidir?”

Böyle bir şey var mı?

Beş sene önce vardı, gelir gelmez kaldırdılar!

Programda yer alan bir tümce de, “ turizm sektörü, AK Parti iktidarı döneminde hızla büyümüş ve dünyayla rekabet edebilir en önemli üstünlük alanlarımızdan birisi haline gelmiştir” ifadesidir.

Bu da doğru değildir.

Turizm fiyatları, diğer turizm geliri sağlayan devletlerle kıyaslanması gerekir. Turizm sektörü, işporta malı gibi ayağa düşmüştür. Turizmde çalışanlar mağdurdur. Kayıtdışılık üretir duruma getirilmiştir.

Turizm sektörü de can çekişmektedir, Tekstil gibi, otomotiv yan sanayi gibi…
Sektörlerin övünülecek bir yanı yoktur.

Sanal alemde, manzara güzelmiş gibi gösterilmektedir.

(Devam edecek)

Mahir Öztürk

 





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024