LÜBNAN-İRAN-TÜRKİYE - Eskişehir Haber

LÜBNAN-İRAN-TÜRKİYE

LÜBNAN-İRAN-TÜRKİYE
Yayınlama: 26 Haziran 2009 Cuma - 3.609
A+
A-

07 Haziran’da Lübnan’da yapılan seçimler öncesi , yapılacak seçimin Hizbullah lideri ve  8 Mart hareketinin öncülerinden Nasrallah ve Batı yanlısı 14 Mart hareketinin öncülerinden Hariri arasında geçeceği biliniyordu.  Seçime katılan iki tarafın politikaları, söylemleri  ve vaatleri İsrail ile yürütülen son diplomasi girişimlerinden, İran ve İsrail merkezli bölgedeki gerginlikten ve Lübnan’ın ateşin ortasında kalmasından dolayı iç politikadan çok bölgede izlenecek siyasi yol üzerine kuruluydu. Dolayısı ile seçimleri izleyen  bir çoklarının beklentisi bu gergin ortam içinde Lübnan’da seçimlerin oldukça gergin bir ortamda geçeceği ve büyük olayların görülebileceği yönündeydi.  Oysa  tüm bu beklentilerin aksine Lübnan’da seçimi kaybeden Nasrallah sonucu büyük bir olgunlukla kabul ederken, hükümetten kendilerine İsrail sınırındaki  eylemlerinde karışılmaması talebinde bulundu. Hariri hükümetinin seçimi kazanması Batı medyası içinde sevinçle karşılanırken, Lübnan’ı çok daha yakından tanıyan Arap medyası ise Nasrallah’ın muhalefette kalarak Hariri hükümetinin ülkeyi bütünleştirici politikalar izlemesine engel olarak bir sonraki seçime kadar büyük bir güç toplayabileceği telkininde bulundular. Bu bir çokları için Lübnan’da artan İran gücü demekti: Yani bölgede İsrail ile olan gerginliğin yanında Şii ve Sünni cemaatler arasında da gerginliğinin de artması demek olabilirdi.

Lübnan seçimlerinden 5 gün sonra ise Lübnan’daki Nasrallah’ın da hamiliğini de üstlenen Ahmedinecad’ın İran’ında cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleşti.  Ne yazıkki seçimlerin ardından Lübnan’daki demokrasi olgunluğu görülmeden iktidar ile muhalefetin meydanlardaki kapışmaları gözler önüne geldi.  Oysa muhalif lider Musavi, her zamankinden daha yüksek kamuoyu desteği ile seçimlere giriyordu. Musavi’nin arkasında oluşan desteğin sebebi ise sadece rejimin şeklinden değil,  yıllardır kötü giden ekonomi, artan yoksulluk ve bürokratik yolsuzluğuna kamuoyunda artan  tepkisi diyebiliriz. Seçimlerden sonra elden ele dolaşan seçim hilelerinin haberleri yanında oy oranlarının gerçekleri yansıtmadığına dair haberlerde ortaya çıkınca adaylar ve destekçileri meydanlarda haklarını aramaya başladılar. Buraya kadar demokrasisi çok da gelişmemiş bir ülkede görmeye alışık olduğumuz siyaset düzeni yaşanırken, bundan sonrasında ise dünyada özellikle batıda “rejimi değiştirmek isteyen devrimci  muhaliflerin” haberleri yazılmaya başlandı.  Kimse seçimlere hile karıştırılmış olmasının bir ihtimal veya kanıtlanmamış bir savdan ibaret olabileceğini düşünmedi. Kimse Ahmedinecad’ın İran’ın kırsal kesimlerinde hâla yüksek bir popülerliğe sahip olabileceği ihtimali üzerinde bile durmazken birden bire gazetelerde gönüllerideki İran yazılmaya başlandı. Mevcut lider Ahmedinecad’ın gerçekten seçimleri kazanmış olabileceği ihtimali bölge istikrarı için ürkütücü olsa da eğer demokrasiden bahsediyorsak her türlü sonucu kabul etmek durumunda kalıyoruz.  The Independent gazetesi köşe yazarı Adrian Hamilton son olaylarla ilgili şöyle diyor:  “ Biz sırf öyle istiyoruz diye işler istediğimiz gibi yürümüyor. İran’da sonuçlara bir kez hileli dediğimizde, Ahmedinecad’ın gerçek popülerliğine ve gerçekten de seçimi kazanmış olabileceği ihtimaline karşı körleşiyoruz. Ayaklanmaları rejime karşı devrim diye kategorize etmek, birçok göstericinin şikâyetinin siyasetten ziyade ekonomiyle ilgili olması noktasını görmezden gelmemize yol açıyor “. Bir çokları gibi muhalif lider Musavi’de kabul etmese de , gösterilere kendince bir ideoloji yüklemek istese de İran’da muhalif göstericilerin sorunu rejimle değil bürokrasi ve iktidarla. Bu ne yazık ki İran’da beklenen demokrasi değişiminin gecikmesi demek ama aynı zamanda bir halkın egemenliğine sahip çıktığının büyük bir göstergesi ki gelecek için yine de umut verici.

Türk Dışişleri ise seçimlerden sonra Ahmedinecad’ı ilk tebrik edenlerden. Bu hali ile direnişin uzun süreceğini düşünürsek muhalifler için oldukça cesaret kırıcı. Şüphesiz İran’daki muhalifler , bölgedeki en büyük dış desteğin, bölgedeki en çağdaş demokrasi olan Türkiye’den geleceğini umut etmişlerdir. Ancak reel politika bir çok idealin ötesine geçiyor. Nasıl Amerika ; Afganistan, Pakistan ve Suriye ile ilgili sorunları Türkiyesiz çözemezse, Türkiye’de bu bölgelerdeki sorunları İran’a rağmen çözmekte zorlanır. Türk Dışişlerinin, kendilerine misyon edindikleri ve yüzyılın projesi olarak gördükleri Afganistan ve Pakistan’ın normalleştirilmesi sürecinde İran’ın da derin biglilerine ihtiyacı olacaktır. Ama istikrarlı, PKK, Afganistan ve Suriye konularında Ankara’yı destekleyen bir İran hükümetinin bilgilerine; uluslararası politik düşünceleri güven vermeyen ve İran’da istikrarı koruyacak  kamuoyu ve bürokratik desteği olmayan Musavi’ye değil...

Ertürk Demirel

www.erturkdemirel@blogspot.com     

 





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar
Copyright © 2024