60. Hükümet Programı (6) - Eskişehir Haber

60. Hükümet Programı (6)

60. Hükümet Programı (6)
Yayınlama: 9 Eylül 2007 Pazar - 1.047
A+
A-

 

Programda, “Bütün politikalarımızın esası başta birey ve aile olmak üzere toplumun bütün unsurlarının güçlenmesidir. Dolayısıyla ekonomik politikalarımızın sosyal politikalarımızla paralellik arz etmesi, refahın adaletle ülke sathına yaygınlaşması esastır” denilmiştir.

Boşanma sayıları nedir? Boşanma sebepleri…

Halk arasında, boşanmalardaki kaygı veren artışın sebebi olarak geçim sıkıntısı olduğu konuşulmaktadır.

Sadaka dağıtılan aile sayısında neden artış görülmektedir?

Cevabı hiçbir zaman verilemeyen sorular…

Programda, “Eğitim, insanımızın yaşam kalitesini yükselten, ülkemizin refah, istikrar ve rekabet gücüne katkıda bulunan ve hayat boyu süren bir faaliyettir” denilmekle birlikte devam eden tümcede yer alan “Göreve geldiğimiz günden başlayarak, eğitimin en temel sorunları olarak gördüğümüz altyapı, erişim ve kalite sorunlarının üzerine ısrarla gittik” ifadesi dikkat çekicidir.

Eğitimin en temel sorunu; altyapı, erişim, kalite imiş!

Eğitimin sorunu; öğrenci merkezli eğitimdir. Öğrenciyi müşteri gibi görüp, eğitilmeme, öğrenmeme hakkına sahipsin özgürlüğü veren eğitim, eğitim değildir. “Sen en büyük, en güzel, en zekisin; öğrenmeye dahi ihtiyacın yok, her şey internette, istediğin zaman açıp bakarsın; yarış atları gibi, yarışacaksın; doping kullanamazsın, dopinglilerle yarışacaksın; mesafeleri birinci geçmen için her imkana sahipsin” denen eğitimle gençler boşu boşuna heder edilmektedir.

Kimseye güvenmeyen, kendi özgüvenini yitiren yığınlar…

Muhakeme, sorgulama yeteneğini kazanamayan…

Saygıdan, sevgiden yoksun yarış atları gençler… Eğitimin bu gün eriştiği manzara ne yazık ki budur. Bu model Amerikan modelidir. Amerika, yıllardır ancak beyin ithaliyle teknoloji yaratabilen bir ülkedir.

İktidar, kız öğrencilerin annelerine para dağıtmış, ücretsiz ders kitabı vermiş.

Bir kısım öğretmeni de başöğretmen etmiş.

Yüz binlerce sözleşmeli, ücretli öğretmenin durumunu nasıl izah etmek gerekir?

Programda, “İnsan kaynağımızın niteliğini dünya ile rekabet edebilecek standartlara yükseltmek amacıyla başlattığımız yeniliklere devam edecek ve beşeri sermayemize yatırımları sürdüreceğiz ifadesi de bir başka çelişkiyi ifade etmektedir.

Zaten insan kaynağımız yüksek nitelikteydi. Yoksa, yurt dışına beyin göçünün başka türlü ne şekilde açıklaması yapılabilir?

Programda, “Ülkemizdeki üniversite sistemi, bilgi ekonomisinin gerektirdiği kaliteli insan gücünün yetiştirilmesi, sosyal yapının güçlendirilmesi, eleştirel düşünce ve evrensel demokratik değerlerin yaygınlaştırılması gibi alanlarda toplumsal beklentileri karşılayabilmek için bir dizi yeniliğe ihtiyaç duymaktadır” lafı edilmiştir.

Evrensel demokratik değerlerin yaygınlaşması için bir dizi yenilik tümcesine dikkat çekmek isterim.

Nedir evrensel demokratik değerler?

Irak, Afganistan, Yugoslavya, Somali…

Yeni sömürü düzeninin, dayatılan küresel ideolojinin ambalajı  bir slogan.

Üniversiteler dayatılan  yeni ideolojiye hizmet etsin, gönüllü sömürge olmak istiyoruz demek  anlamına mı geliyor?

Ayrıca üniversitelerin finansal olarak mali kaynak üretmesi de isteniyor!

Sözü edilen “toplumsal beklenti” kamu yararı değil midir? Mali kaynak üreten üniversite kar amaçlı mı bilim üretir, toplum yararına mı bilim üretir?

Böyle bir üniversite, örneğin GDO’ların insan sağlığına zararını keşfedebilir mi?

Kansere çare bulabilir mi?

Programda, “Hükümetimiz, sağlık hizmetlerini “temel bir insan hakkı” olarak kabul etmektedir… Hiç bir insan bu haktan mahrum bırakılamaz” denmiştir.

Sözde doğru, özde ne var?

Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar, Bağ-Kur birleştirildi.

Sözde eşitlik sağlandı!

Emekli sandığı mensuplarına haksızlık yapıldı. Haksızlıkta eşitlik sağlandı.

Programda, “Zengin fakir ayrımı gözetmeden halkımızın tümünün sağlık hizmetlerinden aynı standartta faydalanacağı” ileri sürülmektedir.

Bunun doğru olması mümkün mü?

Zengin özel hastanede farkı öder, fakir, bırakın fakiri, birinci derecenin dördüncü kademesinden bir emekli, hem de 3600 ek göstergeli; böyle bir farkı ödeyebilir mi? Nitekim ödeyemiyor!

Programda, “İş Kanununu çıkararak bir yandan esnek çalışma biçimlerini getirdik, diğer yandan işçilerimizin iş güvenliğini sağladık” deniyor.

Uygulamada, 250 liraya çalışan, zamanı gelince atılan işçiler dünyası yaratıldı.

Sosyal Güvenlik reformu adıyla getirilmek istenen yasa ayrı bir yaradır.

Nitekim programda, “Anayasa Mahkemesi’nin bazı maddelerini iptali sebebiyle uygulama tarihini ertelediğimiz bu reform tamamlandığında, uzun yıllardır cesaret edilemeyen köklü değişiklikler gerçekleşmiş olacaktır” tümcesi ibretliktir.

Anayasaya aykırı iş görmenin ikrarıdır. Sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmadığının göstergesidir.

Programda, “2002 yılında iktidar olduğumuzda, yılların ihmali ve yaşanan krizlerin sonucu artan yoksullaşmayı yenmek, açılan sosyal yaraları sarmak öncelikli hedefimiz olmuştur” ifadesi trajikomiktir.

Dağıtılan sadakanın 2002’de 1.4 milyardan, 2006’da 5.7 milyar YTL’ye yükseltilmesi, yoksullaşmayla mücadele değil, yoksullaşmanın ne kadar yükseldiğinin ifadesidir. Gerçekleri çarpıtmanın kimseye yararı olmadığı gibi, bu vahim tablo karşısında başı kuma gömmek, devekuşu örneğindeki gibidir.

Yoksullaşmayı önlemek için sadaka dağıtmaya devam!

Oy da getiriyor vesselam!
(Devam edecek)

Mahir Öztürk





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024