60. Hükümet Programı (8)
Programda, 2013 yılına kadar Ar-Ge harcamalarına milli gelirden ayrılan payın %2’ye çıkarılacağına işaret edilmekte ve bilgisayar sayısının dört milyondan sekiz milyona çıkarıldığı belirtilmektedir.
Komik!
Dünyada teknoloji savaşı verilirken, teknolojiye ayrılan payın 2013 hedefi…
Siyah-beyaz televizyon sayısıyla övünürdük bir zamanlar…
İleri teknoloji aletleri kullanan, kullanarak tüketen, tükenen bir ülke olduk. Nne yazık!
Teknoloji üretip satabiliyor muyuz?
Ar-Ge ye ayrılan paydan belli. % 2
Yoksullaşıyoruz; memura verilen zamdan belli % 2
Ekmeğe gelen zamdan belli; % 35
Bilgisayar pazarlayan yabancı firmalar için dünya birincisi bir pazar
Ne yazık ki, yabancı ürünlerin tüketimini teşvik eden, üretim araçlarını yabancıya pazarlayan bir anlayış var
Programda, “Önümüzdeki dönemde, posta hizmetleri ile ilgili yeniden yapılanma ve serbestleşme sürecinin başlatılması, denetleyici ve düzenleyici kurum oluşturulması çalışmalarına hız verilecektir” denilmektedir.
PTT’ni TT’leri gitti şimdi “P”sini satacaklar
Programda, “Türkiye, dış politika gündemi ve sorumluluk alanları açısından çok yönlü ve çok boyutlu bir ülkedir. Tarihi birikimimiz, coğrafi ve kültürel bağlarımız, stratejik konumumuz; iyi belirlenmiş ve bütüncül bir çerçeveye oturtulmuş çok boyutlu bir dış politika gerektirmektedir” .
Türkiye’nin dış politik gündemini kim belirlemektedir?
Türkiye’nin dış politik alanda sorumluluğu nedir?
Bu sorumluluk her ne ise, bu sorumluluğu Türkiye’ye kim vermiştir?
Nerede ulusal çıkarlar?
Cevapları hayli derindir.
Programda, “Hükümetimiz Türkiye’yi bölgesel bir güç ve etkin bir küresel aktör yapabilmek için kriz-odaklı değil vizyon-odaklı bir yaklaşımı temel almaktadır” ifadesi ise akla şu soruyu getirmektedir;
Kimin için vizyon, kimin için kriz?
Programda yer alan bir başka ifade de, “Kıbrıs Türk halkının güvenlik ve refahının sağlanması için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin her alanda uluslararası etkinliğinin artırılması ve Doğu Akdeniz’deki denge ve istikrarın korunması, Türkiye’nin Kıbrıs politikasının iki ana stratejik hedefini oluşturmaktadır”
Hani çözdük, çözüyorduk? Demek ki yanıltılmışız!
Programda, “2002 yılı itibarıyla Kıbrıs konusunda uluslararası baskı altında bunalan Türkiye, yürüttüğümüz aktif politika sonucunda, ulusal çıkarlarımızdan en küçük bir taviz vermeden uluslararası alanda büyük bir manevra kabiliyeti kazanmıştır” tümcesi şaşırtıcıdır. Gerçeğin ters yüz edilmesidir.
AB’ye giriş için ön koşul değildi Kıbrıs, şimdi Kıbrıs’ı vermek ön koşul.
Kıbrıs Rum Kesiminin AB’ye girişine okey verildi. Şimdi Kıbrıs Rum’u AB ülkesi havasıyla konuşur oldu.
Annan Planı’nı Kıbrıslı Türk gencini kandırarak kabul ettirdiler; Annan Planı’na “yes” dendiğinde hemen AB ülkesine dahil edileceklerdi. Kıbrıslı Türk genci AB’li olacak; zengin olacaktı.
Ekonomik ambargo devam ediyor.
“Yes be annem” diyenler fena halde yalan söylediler.
Programda, “Bu noktaya gelinirken Kıbrıs’ta tek bir asker çekilmemiş, bir metrekare toprak verilmemiştir” denilse de bunun cevabı acele etmeyin az kaldı olabilir.
Girit’te de asker hemen çekilmemişti.
Programda yer alan başka bir tümce de; “Irak ile köklü tarihi, coğrafi, ekonomik ve kültürel bağlara sahip olan Türkiye’nin bu çabalarda en belirleyici role sahip olması bizim açımızdan politik bir tercih değil, stratejik bir zarurettir.”
Bu bir edilgenlik ifadesidir.
Programda, “Kerkük meselesinin bütün etnik ve mezhebi unsurların katılımıyla hakkaniyet ilkelerine dayalı bir çözüme kavuşturulması öncelikli gündem maddelerimizden birini oluşturmaya devam edecektir” denilmektedir.
Kerkük bir zamanlar Türkmen kentiydi, şimdi hakkaniyet arayışına girilmiştir.
Programda, “Irak’ta istikrarsızlıktan beslenen terör tehdidine karşı da her türlü tedbiri en etkin bir şekilde alacağız... Hiçbir komşu ülke toprağının ülkemize yönelik terörist eylemler için bir üs olarak kullanılmasına izin vermeyeceğiz” tümcesi şaşırtıcıdır.
Terör, izinli! Kamp kurmuş, tatil yapıyor Kandil dağında.
Terör hala izinli gibi hareket ediyor oralarda; neden?
Programda, “Hükümetimiz, AB-Türkiye ilişkilerini sadece ikili ilişkiler çerçevesinde değil küresel ve bölgesel barış vizyonumuz içinde değerlendirmektedir… AB-Türkiye ilişkileri, küresel barışı tehdit eden gerilimlerin yumuşatılmasında, uluslararası terör, kültürel çatışma, enerji güvenliği gibi risk alanlarında uluslararası işbirliğinin yaygınlaştırılmasında büyük önem taşımaktadır” ifadesinin ardından tarama bitti, müzakere başladı denilmektedir.
Devletler arası ikili ilişkilerde karşılıklılık esası aranmaz mı? Bölgede bahanesi bile iflas etmiş bir savaş varken, barış vizyonu hangi somut temele dayanacaktır? Savaşın müsebbipleri, yayılmacılık, sömürgecilik, paylaşımcılık hedefi güdüyorsa, içine coğrafyamızı da almışsa, vizyon ne olabilir?
Tarihte emperyalizmle işbirliği yapanların akıbeti ne olmuştur?
Programda yer alan, “2007 başında aldığımız kararla fasılların müzakerelere resmen açılıp açılmamasına bakmaksızın pek çok alanda reformlar hızla devam edecektir” ifadesi kaygıların derinleşmesinde başat bir tümcedir.
Emperyalizm birinci paylaşım savaşında, Osmanlıyı bölüşürlerken, Osmanlı ricali de Islahat fasıllarıyla meşgul idi.
Programda çarpıcı bir tümce; “Türkiye’yi içine kapatan değil dünyaya açan…”dır.
Türkiye yol geçen hanı, Türkiye dünyanın pazarı; Türkiye’nin parası, satılacak toprağı olduğu sürece iyi; bittiğinde ne olacak?
RTE’nin torunu ABD vatandaşı olur da; sizinki, bizimki ne olacak?
Ne kadar iyi niyetle değerlendirme yapılırsa yapılsın bu program hayırlara vesile olmaz.
SON
Mahir Öztürk



