NURAY MERT’İN ARDINDAN - Eskişehir Haber

NURAY MERT’İN ARDINDAN

NURAY MERT’İN ARDINDAN
Yayınlama: 21 Ocak 2010 Perşembe - 3.454
A+
A-

 

Sözcükler  ve düşünceler arasında daha iyisini bulmayı umduğumuz tüm fikir tartışmalarında akla karanın ötesine gidemiyor ve  bir  sonuç elde edemiyorsak tartışmanın veya düşündüklerimizi dile getirmenin önemi nedir? Tüm tartışmaları futbol fanatiği kimliğinde yürüten bir toplumsal zihniyet içindeyken Nuray Mert’in sözcüklerinin altını çize çize anlayabilmek ve anlatabilmek çok daha zor oluyor böylece.  Tüm düşünsel alt yapısını ve ideolojisini içinde bulunduğu ideolojik ortama bağlayan, siyasi kimliği demokrasi, sivil hak ve özgürlükler gibi fikirlerin önüne geçen, demokrasi mücadelesini kışla-cemaat arasına sıkıştıran bir toplum olarak görünüyor ki asıl resmi görmekten çok uzağız.

Kemal H. Karpat’ın 1967 basımlı Türk Demokrasi Tarihi adlı kitabının sonunda Türkiye’de demokrasinin gelişimini anlattığı satırlarda kırk iki yıl öncesinden bugünün resmini çizmiş ve ne yazık ki o günden bu yana demokrasiye bakış açımız değişmemiş:

“Milleti ilgilendiren bütün problemlerin halkın önünde serbestçe tartışılıp bir çözüme bağlanması Türkiye’de sağlam bir demokrasinin kurulabilmesinin diğer bir şartıdır. Özellikle sosyal meseleler alenen tartışıldığı taksirde halk arasında ayrılık yaratacağı düşüncesini olaylar doğrulamamaktadır. Mesela; din, hürriyet ve sendikacılık gibi “hassas” bazı konular hiç bir milli felakete sebep olmadan bol bol tartışılmıştır”. ( syf.357 )

Eleştirmekten, farklı düşünmekten, düşündüğünü dile getirmekten korkar hale mi geldik? Eğer amaç gerçek manada demokrasiyi içine sindirmiş bir toplum yaratmaksa bu amaç uğruna yanlış araçlar kullanıyor, yanlış yollardan gidiyoruz. Toplumsal bir mutabakat noksanlığı ve mecliste mevcut siyasi partiler arasında sıfır ilişki içerisinde en ciddi sorunlarımız çözülmeye çalışılıyor. Yıllardır el değmemiş, siyasetin tozlu raflarında yer alan Kürt sorunu, Alevi’lerin hakları ve son olarak ordunun içinde olduğu iddia edilen kanunsuz yapılanma ile devam eden Ergenekon davası sıfır tolerans ve asgari fikir hürriyeti içinde yürütülüyor. Daha fazla demokrasi iddiası ile her geçen gün daha az hak ve hürriyetten bahsediliyor. Amaç demokrasi ise bu yolda kullanılan araçlar Bülent Ecevit’in deyimi ile “hukuki, meşru, vicdani ve temiz” görünmüyor.

Zihinlerimizde yaratılan ya da yaratılmak istenen demokrasi anlayışında bir tarafta Kürt sorununun çözümü ile toplum içindeki huzursuzluğun giderileceği,  Ergenekon davası ile sivil iradenin hakim kılınacağı söylenirken diğer yandan günlerce eylem yapan  TEKEL işçilerinin, itfayecilerin ve madende ihmal sonucu ölen kömür işçilerinin haklarını aramak, siyasi rantları eleştirmek bazı kesimler tarafından suç ve tahrik olarak algılanıyor. Oysa en basit temel hak ve hürriyetler bahsedilen. Siyasi partiler yasasını – hemen hemen her partinin seçim öncesi vaadi olmasına rağmen – değiştiremeyen, yüzde on seçim barajına sığınan bir iktidardan daha kötüsü yine buna sığınan bir muhalefetin varlığı olsa gerek.

Nuray Mert’in deyimi ile “cadı kazanının kıyısında” nicedir birbirimize çelmeler takıyoruz. Kişinin demokrasi anlayışını türbanlı-türbansız olmasına indirdik, milliyetçiliğini yaşadığı coğrafyaya, din ile ilişkisini de cemaatlere indirdik. Yıllardır dış güçlerin bize yaptıkları , bizi nasıl birbirimize düşürdüğü, bize nasıl çelme taktığı efsanesinden gerçeğe dönmekte fayda var. Birbirini bizim kadar ötekileştiren, kendi içinde bu kadar bölünüp kamplara ayrılan başka bir toplum daha var mı acaba? Ve böyle bir toplumda insanlar ve yöneticiler,  kurumlar birbirine ne kadar güvenebilir? Nitekim Reuters; “Türkiye’de halk artık kime inanacağını bilmiyor “ yorumunu yaparak geldiğimiz noktayı bir cümlede özetlemiş. Nuray Mert’in domuz giribi aşısı örneği de buna güzel bir örnek olarak karşımıza çıkmıyor mu?  Domuz gribine karşı aşı olmakta bile kendi içimizde bölünmeyi başardık. İşin ilginci insanların karar sürecinde hiç bir tıbbi , bilimsel bir gerçeklik bulunmaması. İnsanlar ekranlarda gördükleri siyasetçilerden kime güveniyorsa onun peşi sıra aşı oldular veya olmadılar. Aynı hükümet içinde yer alsalar da!

Türkiye’de toplumun ihtiyaçları oldukça elbette radikal değişiklikler olacak ve toplumda her zaman daha fazla demokrasi talebi olacak. Ancak amaçta araç ile uyumlu olmalı. Herkes için daha fazla demokrasi bir amaçsa bu uğurda kullanılan araçlar demokrasinin etrafında dolanmadan tam da demokratik yol ve yöntemler dahilinde olmalı.





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar
Copyright © 2024