NEDEN KURUCU MECLİS?
Erzurum-Erzincan savcıları arasında başlayan gerginlik, aslında çok daha önce konuşulmaya başlanan yargı ve anayasa reformununun fitilini ateşlemişe benziyor. Hem hükümet, hem muhalefet hem de yargının kendisi zaten böyle bir reforma ihtiyaç olduğunu kabul ediyorlar. Ancak taraflar arasındaki güven bunalımı ne yazık ki son günlerdeki tartışmalara kadar bu sürecin ertelenmesine neden olmuştu. Görünen o ki artık yargı ve geniş kapsamlı bir anayasa reformu için bir adım atıldı ve dönüş pek mümkün görünmüyor. En azından hükümet için dönüşü pek mümkün değil. Tüm tarafların uzlaştığı konu, bir yargı reformunun gerektiği yönündeyken asıl sorun bu sürecin nasıl işleyeceği ve yönetileceği yönünde. Önümüzdeki seçeneklerden en tartışmalı olanı da böyle bir reform için kurucu meclisin oluşturulup oluşturulamayacağı.
Kurucu meclis, bugüne kadarki dünyadaki tüm örneklerinde anayasa yapmakla görevlendirilmiş geçici bir meclis sıfatı taşımaktadır. Dünya siyaset tarihinde kurucu meclisler iki şekilde karşımıza çıkıyor: Birincisi yürürlükte olan mevcut anayasanın gözden geçirilmesi amacı ile oluşturulur, ikincisi ise yeni bir devletin kuruluş aşamasında yada bir devrim ya da benzeri bir durumda devletin yeni bir rejim ve sistem temelinde şekillenmesi nedeni ile yapılacak çalışmalarda görevlendirilmek üzere kurulur. Kurucu meclise, sırf bu tanımı itibari ile bile kuşku ile bakılması anlaşılır bir durum. Öyle ki geçmişte uygulanmış 1948 İtalyan Anayasası, 1958 Fransa Anayasası ve 1961 Türkiye Anayasası örnekleri de olağanüstü durumlarda hazırlanabilmiş ve tarih boyunca da tartışmalara vesile olmuş anayasalardır. Ancak konuya içerik ve dönemsellik ilkesi ile bakmakta yarar olduğu da muhakkaktır. Bugünkü Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi koşulların geçmişte kurucu meclislere başvurulan dönemlerin çok daha ilerisinde ve sağlam demokrasi temelleri üzerinde olduğu su götürmez. Ama konu yargı reformu gibi hassas bir konuya gelince de tüm seçenekler açık açık tartışılmalıdır.
Neden kurucu meclise ihtiyaç var diye sormak yerine, soruyu tersine çevirip neden mevcut meclis ile bir anayasa değişikliğine gidilmemeli sorusunu yöneltmek çok daha doğru olur. Hali hazırda, halk tarafından seçilmiş bir meclis dururken “kurucu meclis” e olan talebin nedenleri oldukça basittir:
· Mevcut siyasi partiler yasası ile mecliste yer almış vekiller, esasta siyasi partilerin merkezleri tarafından seçilmiş olduğundan meclisten geçecek yasalarda siyasi parti liderlerine kesin bir bağlılık içinde oy kullanacakları tehlikesi mevcuttur. Bu da mevcuttaki meclis aritmatiğinde fikri çoğulculuğa ket vurulması demektir.
· Mevcut meclis aritmatiği, yüzde on seçim barajı esasına göre oluşmuştur. Bu da meclis dışında yüzde yirmilik bir seçmen kitlesi oluşmasına neden olmuştur ki mecliste temsil edilemeyen sekiz milyon seçmen anlamına gelmektedir. Anayasa tüm vatandaşları ve siyasi görüşteki insanları kucaklayacaksa muhakkak mecliste temsil edilemeyen seçmenlerin de talepleri dikkate alınmalıdır.
· İktidar ve muhalefet arasında zaten yaşanmakta olan gerilim siyaseti, anayasanın değiştirilmesi gibi son derece hayati bir konuda ülkeyi kamplara bölme tehlikesi taşımaktadır.
· İktidar ve muhalefet arasındaki gerilimin arttığı bir dönemde kurucu meclisin bu görevi alması ise hem iktidarın hem de muhalefetin yükünü azaltacak ve Türkiye’de yaşanmakta olan gerilimi düşürecektir.
Sonuçları itibari ile her ne kadar tartışmaya açık olsa da 1961 anayasamızı oluşturan kurucu meclis, sırf meclisteki temsilcileri ile bile örnek teşkil edebilir. Yasaklanan DP nin temsil edilememesini saymazsak, siyasi parti temsilcileri, sendika temsilcileri, barolar temsilcileri, basın temsilcileri, üniversite temsilcileri, tarım teşekkülleri temsilcileri ve yargı organları temsilcileri gibi oldukça geniş katılımlı bir meclis oluşturulabilmiştir. Fikri çoğulculuk esası ile yapılacak benzer bir anayasa tartışması, sadece meclisteki aritmatiğin sığlığı nedeni ile bile çok daha sağlıklı olacağını göstermektedir.



