Dil!
Kastım; şu sakatattan sayılan, çizgili kas yumağı değildir.
Kastım; düşünceyi ifade eden, bir en güzel olan, Türkçemizdir.
Dil bayramıydı bu gün, Atatürk’ten kalan…
Devlet ricali hamaset nutukları atarak kutladılar.
Dilimizi geliştirmeliyiz, daha da güzelleştirmeliyiz…
Yabancı dillerde tabelalara vatandaşlar heves etmesinler vesaire.
Öte yandan dünyaya açılmak lazım açılabildiğimiz kadar, aksi dünyada yapayalnız kalmaktır.
Açıldık, saçıldık en küçük illerimiz, ilçelerimiz dahi birer yabancı kenti oldu, tabelalarda.
Bir bakan bile kalkıp, “ey vatandaş, yabancı tabela takma” diyorsa düşünmek gerek.
Samimi mi? Bukalemun rengi mi?
Hakikat nedir?
Yabancı tabela taşıyan bir vatandaşa sordum, neden Türkçe değil?
Abi dedi, “bayilik vermiyorlar ki!”
Bütün markalar yabancı!
Yabancıya itibar, iltifat, iltimas muteber; sanki devlet politikası…
Üretim tamamen yabancıya teslim edilmiş. Yerliye bayilikle iktifa etmek münasip görülmüş.
RTE bile, Amerikalarda, Türkiye uçuşa geçti, gelin yatırım yapın diye rica minnet.
Amerikalı yatırımcılar herhalde göbeklerini kaşıyarak tebessüm etmişlerdir. Zaten bayilerimiz var, talepleri doğrultusunda mal gönderiyoruz. Fabrika kurmaya ne hacet.
Ne hacet yatırım yapmaya, bakkalına varıncaya kadar üç beş ürünümüzün tabelasını asıyoruz, dilimizi, kültürümüzü yayıyoruz diyorlardır.
Dilimizi güzelleştirmeliyiz, geliştirmeliyiz diyenler, ne gariptir diğer taraftan yabancı dille eğitimi öneriyorlar.
Yabancı dille eğitim görenlerin önleri açılıyor, istikballeri parlıyor.
Keramet yabancı dilde, yabancı kültürde!
Ne yaman çelişki değil mi?
Türkçe o kadar zengin bir dil ki;
Selçuklular zamanında devlet ricali Acem medreselerinden geldiği için onların etkisinde “Farsça” bir devlet dili haline gelmişti. Türkçe dağların, bayırların ovalarını yaylaların, askerin diliydi.
Ölmedi!
Osmanlı zamanında, Devlet ricali, medrese ve enderundan yetişirdi. Kendi aralarındaki iktidar mücadeleleri arasında devlet dili Arapça ve Farsça karışık, Osmanlıcaydı.
Yine dağlar, ovalar yaylalar ve asker Türkçe kullandı.
Anadolu insanının bir birini anlaması, askerlikte komutların anlaşılır olmasıdır sebep.
Türkçe ölmedi!
Bu sefer daha büyük tehlikeyle karşı karşıya Türkiye…
Türkçeyi televizyonlarda bozuyorlar…
Türkçeyle okullarda oynuyorlar…
Türkçe, gençliğin ağzında eğiliyor, bükülüyor, yutuluyor…
Korkarım gelecekte Türkçe komutları anlamayacak asker!
Tabelalar artık Türkçe değil
Markalar yabancı, Türkçe marka var mı?
Türkish lokum, şiş kebap!
Yabancı markaya, yabancı dile, yabancı kültüre özenti var.
Dil bayramını kutluyoruz, gösterişli törenlerle…
Törenlerde devlet erkanı konuşuyor; “Dünyanın en çok konuşulan beş dilinden biri Türkçe… Yabancı tabela asan dükkanlardan alışveriş yapmayın…”
Dil demek ulus demektir. Ulus, bir vatan toprağına sahipse vardır.
“Vatan” satılıyor!
“Ulus” dan söz etmek ayıplanıyor!
Dilimiz Türkçe, orasından burasından çekiştirilerek, yozlaştırılıyor, bozuluyor, yabancılaşıyor.
Neden?
Hiç düşündünüz mü?
Küreselleşme olabilir mi bunun sebebi?
Hem küreselleşmenin önünde durulamaz, içimize kapanmak olmaz denilecek hem Türkçemiz korunacak, bu olabilir mi?
Emperyalistler kendi parasıyla, malıyla, tabelasıyla, diliyle, gelenekleriyle, diniyle geliyor.
Dikkat! Dilde elden gidiyor, dinde!
Din, bir metrekare beze indirgenip, gidiyor. Yabancı özendirmesiyle gidiyor, insan haklarıdır denilerek gidiyor, sömürüye alet olmak için gidiyor.
“Ilımlı” sıfatı takılarak din elden gidiyor.
“Dil”le birlikte!
Mahir Öztürk



