Ulusal Basın(?)
Atatürk Onuncu Yıl Nutku’nda “Ulusal kültürümüzü muasır medeniyet seviyesi üzerine çıkaracağız” demişti.
Ulusal kültürümüzü muasır medeniyetin üzerine çıkarmak için ne yapıyoruz?
Dinimiz horlanıyor, Peygamberimiz alay konusu ediliyor…
Türk kimliğimiz aşağılanıyor. Soykırım yapmakla suçlanıyor.
Atatürk’e hakaret etmek için Rum kökenli birinin bilgisizce ve aptalca yaptığı karikatür yayınlanıyor.
Ermeni kökenli vatandaşımız kurşunlanıyor, tetikçi yakalanıyor. Samas soyadlı adamın kökeni, ilişkileri, gelir durumu üzerinde durulmuyor. On yedi yaşındaki bir çocuk bu kadar soğukkanlı olabilir mi? Tartışılmıyor. Batı basınına paralel açıklamalar. Suçlu belli!
‘Google’de şöyle bir baktım Samas; Sümer, Babil, İbranicede güneş demekmiş. Sinagoglarda bekçilere verilen isimmiş. Kökeni ne olursa olsun bir tetikçi ama yabancı basın sorumlu olarak ulusalcıları ilan edince, bu ayrıntı da dikkat çekiyor.
Yabancı basında çıkan yazılara bakıldığında, insan ister istemez Dink’in öldürülme sebebi hakkında bir fikir sahibi olabiliyor.
Almanya- Stern Gazetesi Baş editörü Thomas Osterkorn diyor ki; “Hırant Dink’in bütün çabası Ermeni haklarının savunuculuğunu yapmak, Ermenilerin maruz kaldığı soykırımı kabul ettirmekti.”
Oysa tam tersi olduğunu öğreniyoruz. Diasporayla kavgalı Dink.
Die Welt; “Yargılandığı Anayasanın 301. maddesinde geçen “Türklüğe hakaret” konusunun , Ermenilerle ilgili soykırımın tabu haline gelmesinin en büyük sebebi olduğunu savunuyordu. Hırant Dink gazetesinde sıklıkla soykırım ile ilgili yazılar yazıyordu.”
301 ne zaman Anayasa maddesi oldu? Hırant Dink Fransa’nın soykırımı inkar yasasına karşı suç işlemeye gideceğini ilan etmemiş miydi?
International Herald Tribune; “Dink, onu bir vatan haini olarak gören ulusalcılardan uzun süredir tehditler alıyordu. …Türkiye’nin Ermeni cemaati ile ilişkisi, her zaman, çelişkiler ve geçmişin acı hatıraları ile dolu olmuştur.”
Gazete geçmişin Ermeni ilişkilerini belgelere bakarak değerlendirse acı hatıraların sebebini de bilir. 19. yüzyıla kadar nasıl en muteber millet kabul edildiğini de… Orayı pas geçiyor.
Financial Times; “Hırant Dink’in ölümü Washington nezdinde ciddi yankılar uyandırabilir. Amerikan Kongresi, önümüzdeki haftalarda, Ermeni konusunu görüşecek. ..Dink’in öldürüldüğü gerçeğinin gölgesinde geçeceği kesin gibi gözüküyor. …Aşırı ulusalcılar, geçtiğimiz aylarda bir çok kez, Ermeni konusunun akadamik olarak tartışılmasını dahi engellemişlerdi. Aslında, bir çok Türk, 1915 senesinde Ermenilere ne olduğu ile ilgili bilgi sahibi değil. Çünkü okullarda okutulan hiç bir tarih kitabı, konuyla ilgili bilgi içermiyor.”
Ne büyük çarpıtma. 1915’le ilgili binlerce belge, yüzlerce fotoğraf, onlarca Türk toplu mezarları var. Emperyalistler tarafından kışkırtılan ermeni çetelerin yaptığı kıyımlardır bunlar. Batı basınının gözü kör, kulağı sağır. Tıpkı 19 yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarındaki gibi..
Ve Uluslararası Gazeteciler Cemiyeti “Türkiye'yi Dünya'nın 8. tehlikesi” ilan etti.
Ne kadar düşmanca!
Ulusal basın işte bunlara cevap veremiyor. Kendimizi Batı’ya anlatamadık sözleri sıklıkla söyleniyor. Ancak Batı’da ne yazılmışsa fotokopisi ertesi gün bizim yaygın basında çıkıyor. Batı gazetelerinin çoğu yanlış ve düşmanca bir yayın politikası izliyor. Psikolojik savaş yapıyor. Neden?
Yöneticiler sessiz. Medya, yoz kültürü yaymakla meşgul. Televizyonlarda, gazetelerde sözde artist, manken haberleri. Kim kiminle kırıştırmış onun derdinde. Kimse sana ne, bana ne demiyor. Reklam için yapılan ahlaksızlıklar, toplumun değerleriymiş gibi, İşte böyle olmalı dercesine imrendirilerek yansıtılıyor. Nerede bir çirkinlik varsa, yaygınmış gibi cımbızlayarak manşet yapılıyor.
Güzelim ülke çirkinleştirilmeye çalışılıyor.
Bunun adı Ulusal basın! Olabilir mi?
Ulusal ne demek?
Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre; Milletle ilgili, millete özgü, ulusal: Düşünelim bir kere, basında milletle ilgili olan ne var. Milletin kültürünü yükseltmeye, milletin gelirini artırmaya, milletin güvenliğini sağlamaya… yönelik ulusal basında ne var? Bu basın ulusal olabilir mi? Bunun adı olsa olsa yaygın basındır. Her yere yayılmışlar. Kapı kapı bedava dağıtılanlar bile var. Maliyetlerinin altında satılanlar da. Televizyonlarda…
Bu kadar parayı nereden bulurlar?.
Yaygın basın, gazeteler, televizyonlar… Amerikan politikalarının etkisi altında, kontrolünde değil mi?.
Amerika’da ise basın bir kaç büyük sermaye grubunun etkisi altında.
Basın büyük sermayenin elindeyse…
Amerika’da basını elinde tutan büyük sermaye, silah işinde, petrol işinde, uçak işinde ve benzeri işlerde büyük gelirler elde ediyorsa ve sermayenin tek amacı karsa…
Eeee ne var bunda denilebilir mi?
Karı katlayarak yükseltmek için daha fazla tüketen toplum yaratmak gerekmez mi? Tüketici toplum yaratmak için bunun eğitiminin verilmesi, insanın toplumdan kopup yalnızlaştırılması, insanın insanla, tüketimde rekabete kışkırtılması gerekmez mi? Toplum mühendisliğinin uygulama alanı basın… Eğitim sistemi…
Bir taraftan böyle, öte yandan zor kullanma, psikolojik savaş, operasyonlar…
Mafyaya, çetelere eleman kazandıran…
Çılgınca tüketirken, kirleten, kirlettikçe, geleceği kararan dünya…
Havası, suyu, toprağı, insanı kirlenen dünya…
Bombalarla, radyoaktif mermilerle dağıtılan sözde demokrasi.. Darmadağın olan huzur, güvenlik…
Basın, patronlara hizmet etmeyecek de kime hizmet edecek? Patronlar kar edecek; silah, uçak, ilaç, telefon, elektrik, bankalar…
Tüketiciler, gülecek, eğlenecek, bana dokunmayan yılan bin yaşasın düşüncesiyle gününe gün ekleyecek, gününü bekleyecek. Sıra bir gün, her kes için gelecek.
Farkına varmamalıyız!..
Uyanmamalıyız …
İşte böyle…
Mahir Öztürk



