Örtün! Kapan! - Eskişehir Haber

Örtün! Kapan!

Örtün! Kapan!
Yayınlama: 23 Kasım 2007 Cuma - 1.214
A+
A-

 

Örtünme, kapanma, kadınlarımızın kızlarımızın zihinlerine, dinin bir gereğidir şeklinde sokuluyor öyle algılaması isteniyor.

Bu hükmü verenler kimdir?

Onlara bu görevi kim vermiştir?

Dinimizin en önemli vasfı, bir ruhban sınıfının olmaması değil midir?

Allah’ın verdiği akıl fikirle, insanların vicdanlarının, inançlarının şekillenmesi gerekmez mi?

Söylenen şudur; örtünme, kapanma; türban, çarşaf, burka dinin gereğidir!

Oysa dünyada böyle bir gerek olduğuna karar verecek ölümlü kimse yoktur.

Örtünme Kur’an da vardır. Giyinme manasındadır. Böylesi kapanma yoktur.

            Çağdaş dünyada, kimin ne giyindiğiyle pek ilgilenen de yoktur. Ancak dünya’da yadırganan, çağa uymayan giyiniş biçimleridir. O da kişilerin sorunudur.

            Ne var ki, okullarda kapan, türbanlan baskısı yapılıyorsa, işte bu demokrasiye aykırıdır.

            Okul, acımasızlaşan dünya rekabetinde bireye güç verecek bir eğitim kurumu olması gerekirken, bu kurumda örtünme baskısı yapılması doğru olmaz.

            “Haydi kızlar okula” kampanyalarıyla okula koşan kızlara bu baskı yapılıyorsa doğru değil.

            Üniversite kız yurtlarında baskı yapılıyorsa, kamuya memur alınmada, makamlara yükselmede ölçü alınıyorsa hiç doğru değil.

            Mustafa Kemal Atatürk’ün 17 Ağustos 1925 İnebolu nutkunda söylediği şu sözleri anımsatmak isterim; “Toplumsal hayatın esası, aile hayatıdır. Aile, açıklamaya gerek yoktur ki, kadın ve erkekten meydana gelir. Kadınlarımız hakkında erkekler hakkında söylediğim kadar fazla açıklamalarda bulunmayacağım. Yalnız bir iki kelime söyleyeceğim ve siz söylemek istediğimi derhal anlayacaksınız. Seyahatim sırasında, köylerde değil, özellikle kasabalarda ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok yoğun olarak kapattıklarını gördüm. Özellikle bu sıcak mevsimde bu tarzın kendileri için mutlaka azap ve ıstıraba sebep olduğunu tahmin ediyorum

            Bilindiği gibi Gazi Mustafa kemal Atatürk;

            Dünyanın en ileri medeni kanununu İsviçre’den getirtip uygulatan…

            Kadına ilk olarak seçme ve seçilme hakkını tanıyan…

            Kadını toplumun yarısı gören ve sosyal hayatın her alanında görev alması gerektiğini isteyendir.

            Erkekler için ise Atatürk, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkı medenidir. Tarihte medenidir, gerçekte medenidir… Medeni ve milletlerarası kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya potin, üstünde pantolon, yelek, gömlek, kravat, ceket ve doğal olarak bunların tamamlayıcısı olmak üzere başta siperi şemsili (=yüzü güneşten koruyan başlık)… Şapkaya itiraz edenler vardır… Onlara sormak isterim, Yunan başlığı olan fesi giymek caiz olurda, şapka giymek neden olmaz. Ve yine onlara ve bütün millete hatırlatmak isterim ki, Bizans papazlarının ve hahamların özel kılığı olan cübbeyi ne vakit, ne için ve nasıl giydiler?” demiştir.

            Bir başka konuşmasında Gazi, “İşte takke, üzerinde fes, onun üstünde ağbani sarık… Bunların hepsinin ayrı ayrı parası yabancılara gidiyor…”

            Bu gün takke, fes, üstünde ağbani sarıkla gezen pek kalmadı. Dinen caiz değildir denmişti bir şey olmadı.

            Medeni bir giyiniş tarzı erkeklerce benimsendi. Kadınlar ise örtünmede. Çağdaş bir kıyafet benimsemek zor olmasa gerek ama siyaset böyle, dinle pek ilgisi yok.

            Emsali feste gizli; fesin hikâyesini hatırlatalım, kıssadan hisse çıkarın.

            Fes denilen; narçiçeğinden vişneçürüğüne, kırmızı, keçeden bir külahtır.

            Bu keçe külahı, külahlıktan kurtarıp fes halini aldırmak için kalıba vurmak gerekirdi.

            Kalıpçılar, kızgın madeni kalıplarda bu keçe külaha silindir biçimini aldırırlardı.

            Fesin tam tepesinde bir ibik sivrilir, ibiğin ucundan da bir demet siyah iplik salınırdı.

            Sultan Mahmut devrinde Osmanlının başlığı olmuştu fes.

            Enderun’dan yetişme Hüsrev Paşa, fesi kalyoncu erlerine giydirip de, selamlık töreninde padişahın huzuruna çıkardığında Padişahın pek hoşuna gitmiş.

            Törende kalyoncu erleri, sanki yürüyen bir gelincik tarlasıymış.

            Sultan Mahmut bir ferman çıkarmış; bundan böyle ordunun, memurların ve de milletin fes giymesi emroluna.

            Şeyhülislam, “şeriata göre fesin giyilmesi caiz değildir” dese de fayda vermemiş. Şeyhülislam değiştirilmiş, yenisi fetvayı vermiş; “caizdir!”

             Daha sonra, süvari ve topçu askerlerine kalpak giydirilmek istendiği vakit şeyhülislam ve ulema, “fes gibi mübarek başlık dururken kalpak giydirilmesi şeriata uygun değildir” demişler.

            İşin aslı, kılık kıyafetin dinle ilgisinin olmadığıdır.

            Bizim dinimizin bir tür giysi ile kendisini ifade etmesine ihtiyacı yoktur.

            Dinin gereğidir diye simge kıyafetlere bürünenler, bilerek veya bilmeyerek dinimize hizmet değil, dini siyasete alet edenlerdir

            Biliniz ki, rahmetli Ecevit’in dediği gibi; “sömürünün en kötüsü inanç sömürüsüdür.”

            Örtünme, giyinme değildir.

            Kadınlarımızın, kızlarımızın da giyinmesini erkekler gibi öğrenmesi gerekir. Çünkü artık günümüz dünyasında onlarda erkeklerle eşittir.

            Mahir Öztürk

           

           





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024