Kültür ve Sanat
Önceki gün bir avarelik yapayım dedim. Kışı ortaladığımız şu son günlerin kurak, sıcak ikliminde, caddede hiçbir şey düşünmeden elimi kolumu sallaya sallaya, boş boş dolaşayım. Kendi kendime dedim ki, hava çok güzel.
Hava güzel mi? Hava sıcak, kurak, gergin, ağır…
Büyük şairin dediği gibi; “hava kurşun gibi ağır”
Bu sefer bağırmayayım, kimseyi çağırmayayım, elim arkamda sokakta avarelik yapayım istedim. Hiçbir şey düşünmeden…
Boş boş bakan gözlerle caddede yürüyordum ki, arkadan, aniden bir dostun koluma girerek, “gel seni seramik sergisine götüreyim” seslenişiyle irkildim.
Burdur’un hükümet binası içindeymiş sergi.
Burdur’da hükümet binasının dış duvarları mermerle kaplandı. Cam, çerçeveleri yenilendi. Tamirat sırasında içine hiç girmemiştim.
Bir dost önerisiyle girdiğim hükümet binası içi de yenilenmiş. Ustalar son rötuşları yapıyor. Alçıdan kabartmalar filan, sanki eski sarayların içi gibi.
Sergilenen seramikler, ikinci katta, merdivenden çıktığınızda karşınıza gelen küçük bir alana ve koridorun sağına, soluna yerleştirilmiş. Bir tarafta, hükümet binası içinde tamiratı yapan ustaların son rütuşları, diğer tarafta seramik sergisi. İlginçti!
Üniversite öğrencileri yapmışlar seramikleri. Ne mükemmel şeylerdi onlar. Dostumla tek tek ve hayranlıkla inceledik seramikleri. Renkler, desenler, şekiller kelimelerle anlatılacak gibi değildi. Güzel duygularla ayrıldık sergiden, bir süre birlikte yürüdük aynı istikamette ve sonra ayrıldık. Dostumun bankada işi varmış.
Yalnızlığımla yürürken caddede, elim arkamda. Yüzümde tebessüm, aklımda seramiklerin görüntüleri, hava da günlük güneşlik!
Bir başka dost karşılaşması; sıkı bir el sıkışma, el ele koyu ve uzun bir sohbet.
Dostum, merhaba, selamünaleyküm, nasılsın demeden “resim yapmayı bıraktın mı?” sorusuyla girdi muhabbete…
“Bir yıldır yapamıyorum” dedim. Zaten benimkisi amatörce bir çalışma. Burdur’un kırk elli yıl öncesinin fotoğraflarından yağlıboya çalışmalardı, yarım kaldı.
Sen yazıyorsun, fırsatın olmuyordur. Ama kültür ve sanat hakkında neden yazmıyorsun sitemi ile şikayetlerini bir bir sıraladı.
Dostum şimdi kaldırılmış olan Köy Hizmetlerinden bir emekli işçi, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde sergiler açmış bir ressam.
Dedi ki; Toplumların gelecek nesillere nasıl yaşadıklarını, nasıl düşündüklerini gösteren, toplumun uygarlığa ulaşmada en önemli göstergelerden sayılan kültürümüz, kültürümüzün en önemli yansımalarından sayılan sanat eserleri değil mi?
Burdur’da sanat eserlerine gereken önem veriliyor mu?
Bir sergi salonu bile yok!
Bir çok ressam var Burdur’da, Mehmet Akif Üniversitesi’nde resim bölümü var, resimle ilgililerin buluşacağı bir yer yok. Ticaret Odası, Borsası var sponsor yok.
Belediyenin ilgisi yok.
İlgi; popüler müziğe, Hülya’nın, Deniz’in, Şerife’nin verdiği frikik resimlerine.
İlgi; yabancı kelimelere, tabelalarda, raflarda… her yerde okunuşu farklı, yazılışı farklı sözcüklerle yaratılan kafa karışıklığı. Dilimize giren bir çok uyduruk sözcük. Dilimizin o güzelim matematik özelliği, yaratıcılığı, bilim dili olması hiç konuşuluyor mu? Bir kök sözcükten türet türetebildiğin kadar. Yok edilmek isteniyor!. Moda, yerel dillerin geliştirilmesi. Akıl alır gibi değil. Fransızlar 1920’lerde enstitüler kurdular Suriye’de, Irak’ta Bugün bile Batı’daki bazı enstitülerde suni Kürtçe yaratmaya çalışıyorlar. Olmuyor. Kürtçe edebiyat, sanat, bilim dili olmuyor. Türkçeyi bozmaya çalışıyorlar. Binlerce yıllık dil, kolay kolay bozulmaz elbet. Seksen yılda, yüz yılda bir dil yaratılamayacağı gibi. Kolay mı?
Anadolu insanımızın bir kısmının edebiyatta, sanatta, bilimde kendini ifade etmemesi isteniyor.
Bilerek, bilmeyerek…
Yetkili ve sorumluların küreselleşme rüzgarına kapılarak…
Kültürümüz, sanatımız, dilimiz yozlaştırılıyor.
Ne yazık!
Burdur’da da tanıdığım edebiyat, şiir, resim, halk müziği, sanat müziği… daha bir çok alanda yetenekli insanların köşelerinde kaybolup gitmesi üzüntü veriyor. Emekli işçi ressam dostumun ifade ettiği gibi.
Keşke sadece Burdur’da olsaydı, Türkiye’nin her yerinde.
Keşke Burdur’da kültür ve sanata, sanatçıların, üniversitenin resim ve müzik bölümün önerileri doğrultusunda önem ve değer verilseydi.
Edebiyat öğretmeni Belediye Başkanımıza çıtlatalım ve bekleyelim.
Keşke uzay çatılı semt pazarına trilyonlar harcamak yerine, Burdur’un eski evlerinin restorasyonuna parayı harcasaydı.
O evleri, duvarları Burdurlu ressamların resimleriyle süslü oteller haline dönüştürebilseydi.
Tabii anlayış ve kültür meselesi…
Türkiye’nin her yerinde ihmal edilen kültür ve sanat…
Kültür ve sanattan sorumlu bakan uyumayı seviyor, aynı zamanda uyutmayı da…
Mahir Öztürk



