Gazi’nin Ankara’ya İlk Gelişi - Eskişehir Haber

Gazi’nin Ankara’ya İlk Gelişi

Gazi’nin Ankara’ya İlk Gelişi
Yayınlama: 31 Aralık 2007 Pazartesi - 1.078
A+
A-

 

28 Aralık 1919 tarihindedir.

Erzurum, Sivas Kongreleri sonrası Atatürk’ü Ankaralı ve çevreden gelen on binler karşılamıştır.

Seksen sekizinci yılında da Ankara’da, “Atatürk’ün Ankara’ya ilk gelişi” bir törenle kutlandı.

Vali muavini ve de belediye başkanı katıldı.

Ekranlardan töreni izledik.

Vatandaşa uzatıldı mikrofonlar; Atatürk’ü unutmadık, yolundayız…

Atatürk’ü hatırlamak, onun yolunda olmak demek onun düşüncelerini unutmamaktır.

Farkında mıyız? Atatürk’ü törenlerle anarken unutuyoruz.

Atatürk, Ankara’ya geldiğinde hangi duygu ve düşüncelerdeydi?

Ankaralılara nasıl hitap etti?

Bilenler, bilmeyenlere anlatsın demeyeceğim kısa bir özet aktaracağım.

Kaynak Yayınlarının çıkarmış olduğu “Atatürk’ün Bütün Eserleri” serisinin altıncı cildinden.

“Efendiler;

“Hepinizin malumunuzdur ki… Harbin son devesinde Amerika Reisicumhuru Wilson, 14 maddeden ibaret bir programla ortaya çıktı… Programın 12. maddesi ise yalnızca Türkiye’ye, devletimize ve milletimize aittir. Wilson bu madde ile Türkiye’nin, milletimizin tam hâkimiyete sahip olması lüzumunu ortaya koyduktan sonra buna bir iki kayıt da eklenmiştir. O kayıtlar şunlardır. Aramızda yaşayan Müslüman olmayan unsurların emniyetlerini ve gelişme serbestîlerini temin etmek… Bütün itilaf devletleri Wilson’un prensiplerini kendi menfaatleri için uygun gördükleri gibi, bizim devletimizde bu 12. maddeyi kabulde hiçbir beis görmedi ve kabul etti.

“Hakikaten kabul edilebilecek bir prensiptir. Çünkü Mister Wilson’un istediği Müslüman olmayan unsurların can ve mal emniyetleri ve her türlü hakları ve gelişme vasıtaları için icap eden her şeye zaten öteden beri devletimiz ve milletimiz tarafından riayet edilmiş idi. Hakikaten Müslüman olmayan unsurların Osmanlı Devleti ve milleti bağrında mazhar oldukları imtiyazlar üç asrı aşan bir zamandan beri ziyadesiyle mevcuttur. Dolayısıyla bu kayıt bizim için yeni bir şey değildi. (S;25)

Seksen sekiz yıl sonra Türkiye’de azınlık hakları tartışılıyor.

Osmanlı’da azınlıklar üç yüz yıl imtiyazlı, son asır da eşit.

Batı, soykırım yalanına başvurarak siyasi amaç güdüyor.

Atatürk’ün altını çizdiği imtiyazlı azınlık kitlesi kullanılarak Avrupalı devletler tarafından propaganda malzemesi yapıldı. Azınlık hakları denerek Osmanlıyı bunaltmıştı

Atatürk, Lozan’da tartışmaya kesin bir şekilde son noktayı koymuştu.

Biz Atatürk’ün Ankaralılara hitabına devam edelim;

“… Görülüyor ki Efendiler! İtilaf devletleri iki noktada yeminini bozmuş bulunuyorlar.

“Birincisi; Wilson Prensiplerini Versay Konferansında kabul ve ilan ettiler buna göre 12 maddeyi ve bunun hükmünce bizim hukukumuzu kabul ve ilan ettiler. Hâlbuki fiili hareketleriyle Wilson Prensipleri, Türkiye’nin hayat ve mukadderatının garantisi ve kefili olan 12. maddeyi nazarı dikkatten uzak tuttular.

“İkincisi: şeref ve namusları üzerine imza etmiş oldukları mütarekenin hiçbir noktasına riayet etmedikten sonra, 12. maddenin hükümlerine muhalif olmak üzere devletimizi manda altına almak ve hatta büsbütün parçalamaya uğratmak kararına kadar ileri gittiler.

Bugün ise Avrupa’nın ikiyüzlülüğüne “çifte standart” deyiveriyorlar.

Daha da önemlisi bugün, “biz adam olmayız” diyenlere Atatürk’ün seksen sekiz yıl önce verdiği cevaptır;

            “ … Birincisi millete zalimlik atıf ve isnat ediyorlar ikincisi ile kabiliyetsizlik… Eğer bu iki görüş cidden varit olsa idi, milletimizin bağımsız yaşamaya hakkı iddia olunamazdı Hakikaten zulüm, medeniyetle birleştirilemez. Kabiliyetsizlik de affedilecek bir şey olamaz…

“Hâlbuki bu görüşler bizim halkımızda katiyen varit değildir. Her ikisi de sırf iftiradır Milletimizin kabiliyetsiz olmadığı, tarihen ve mantıken sabittir. (S;27)”

“…sırf iftiradır, haksız yalandan ibarettir.”

Öyle ya, huylu huyundan vazgeçmez; iftiracı ve yalancı, yine iftiracı ve yalancıdır.

Yalana ve iftiraya dayalı propagandaya karşı hak ettiği karşılığı vermek lazım gelir.

Soykırım yalanına karşı “Yalan” diye haykıranlar, İsviçre’de mahkûm edilir. Güya demokrasinin beşiğidir o ülke…

Atatürk’ün Ankara nutkundan alıntıya devam edelim.

“Efendiler, hiçbir millet, milletimizden ziyade yabancı unsurların inançlarına ve adaletine riayet etmemiştir. Hatta denilebilir ki, başka dinler erbabının dinine ve milletine riayetkâr olan yegâne millet bizim milletimizdir.(S; 28)

Bazı üniversitelerde, televizyonlarda konferanslar verilir. Kimilerine uluslar arası ödüller. Milletine hakareti meziyettendir sanırlar. 301’e aykırı hareket ettiklerinden yargılanma sırasında bir kıyamettir koparılır. 301 kaldırılma aşamasındadır. Reform kapsamındadır.

Tıpkı Atatürk’ün seksen sekiz yıl önce Ankaralılara söylediği gibi.

“Milletin tarihini okumamış veya milli histen mahrum kalmış olması lazım gelen bazı şahıslar, yabancıların aleyhimizde öne sürdükleri ithamlar reddetmekten başka, vatanlarını milletlerini kabahatli göstermekten çekinmiyorlar. Hala bugün Sultan Mektebi (Galatasaray Lisesi) salonlarında aleyhimize konferans verdirmek için yabancılara açık bulunduranlar var. Bu gibilere lanet… (S; 29)

“Efendiler! Bir millet mevcudiyeti ve hakları için bütün kuvvetiyle bütün fikri ve maddi kuvvetiyle alakadar olmazsa, bir millet kendi kuvvetine dayanarak mevcudiyet ve bağımsızlığını temin etmezse şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz.(S; 30)

Unutmayacağız, yolundayız törenleriyle unutuyoruz Atatürk’ü.

36’lı yılların düşüncesiyle Türkiye ilerleyemez diyenler var.

Oysa, Türkiye’yi kurtaracak politikanın temeli otuz altılı yılların düşünce sistemidir.

Atatürk’ün cismini değil, felsefesini yeniden hayata geçirmektir.

Aksi durumda, şunun bunun oyuncağı olmuşuz demektir.

Keşke, Atatürk’ün Ankara’ya geldiği ilk gün, Ankaralılara söylediği bu sözleri, Ankaralılar törenlerde duyabilselerdi.

Mahir Öztürk

 





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024