Oskar&Nobel Al Gore - Eskişehir Haber

Oskar&Nobel Al Gore

Oskar&Nobel Al Gore
Yayınlama: 3 Ocak 2008 Perşembe - 1.139
A+
A-

 

Al Gore, 2000 seçimlerinde en çok oyu alarak tam Amerika’ya Başkan olacaktı ki, Kaybettiğini söylediler. İtiraz mitiraz oluyormuş gibi yapıldı. En fazla oy alan Başkan adayı Gore, sessizliği seçti, vazgeçti.

Siyaseti bıraktı.

2007’de hem Oskar hem Nobel; ikisi birden Al-ındı.

Bir bilete iki büyük ikramiye çıkması gibi.

2000’de hakkını aramamıştı Al Gore. Piyangodan yararlandı!

Hakkını arasaydı belki Buş yerine Başkan Al Gore olacaktı, fakat o zaman belki de Amerika karışacaktı

İkiz kuleler büyük ihtimalle yıkılmayacaktı. Irak seferi için bahane de bulunamamış olacaktı.

Amerika karışmadı, dünyayı karıştırıyor şimdi.

Demokrasi saçıyor, ödüller dağıtıyor…

Başkanlıktan çark etti, Oskar&Nobel’le ödüllendirildi Al Gore.

Çevreyle ilgili çalışmaları içindir lafı edildi.

Al Gore’nin “Uygunsuz Gerçek” isimli çevre filimi Amerika’da izleyici rekorları kırmış, bizde pek ilgi görmemiş. Oskar verildi.

Çevreyi en fazla kirleten ülke Amerika!

1993’den 2001’e kadar sekiz yıl boyunca dünyayı en kirleten devletin ikinci adamıydı. Başkan Bill Cilinton’un yardımcısı. Bir bakıma Kiyoto’ya hayır diyendi.

Çevreci kesildi!

Küresel ısınmaya karşı hassaslaştı.

Nobel verildi.

Samimiyet testine ihtiyaç var.

Nobel’in Oskar’ın kimlere ne için verildiğini sorgulamaya ihtiyaç var.

Zihinlerde giderek daha da tartışmalı hale geliyor Oskar&Nobel…

Bizden de bir Nobelli çıktı. Artık bizim de bir Nobellimiz var.

Romancı.

Nazım Hikmet, Talip Apaydın, Fakir Baykurt, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Yaşar Kemal değil.

Bir buçuk milyon Ermeni öldürmüşüz dedi

Orhan Pamuk.

Nobellendirildi.

Pamuk, Nobel’i alır almaz, soluğu Amerika’da aldı. Korkmuş!

Geçenlerde de bir İtalyan gazetesine alaycı bir yorum yapmış; “Çünkü Türkiye'de işler iyiye gidiyor. Siyasi gerilim azaldı. Bana yönelik gerilim de azaldı. Demokrasi yayılmakta, bu durum da ülkeye iyi gelmekte. Dolayısıyla arada bir, salt edebiyat alanının dışındaki meseleler hakkında da konuşabilirim" demiş.

Oskar’a mı heves etti dersiniz?

Alır mı alır.

Artık Oskar’ımız da var deriz!

Ama o kadar basit değil, o vazifeye devam dese de…

Megalomanyak Pamuk bilmiyor, onun görevi 301’in kalkmasına kadar.

Kalktı kalkıyor.

Pamuk’un görevi tamam…

Devir değişiyor.

Övgülerle, yere göğe sığdıramamalarla yapılan pohpohlamalar bitiyor.

Nitekim bir başka haberin başlığında gerçek acıklı bir şekilde ortaya çıkıyor, “ABD'li gazeteci söyleşi yaptığı Orhan Pamuk ile fena halde kafa buldu...”

Haberde, “Kafeye boğazlı kazağıyla gelip Dostoyevski kitabını yüzü dışarı bakacak şekilde masaya koyuyor. Bir dakika içinde de Türkiye’deki birçok kişinin aksine kitap okuduğunu söylüyor.”

Ne var bunda?

Kazakla da gelir atletle de, Dostoyevski’nin kitabını sırt üstü de koyar, yüzü koyunda hatta istese dik de koyar, ne var bunda?

Hayır, onların adetleri başka ve sıra dışı olma özgürlüğüne hoşgörü yok. Alay ediverirler adamla.

Bizde ise özgürlüğün sınırı, hududu yok.

İsteyen istediğini yapar, Batı’dan talimatlı “daha da daha da” kampanyaları vardır.

Haberin son cümlesi ilginç; “Türkiye’de birçok kişinin tersine kitap okuduğunu söylüyor.”

Türkiye’de kitap okunmuyor!

Kitap sadece Türkiye’de mi okunmuyor?

Kitap okunma alışkanlığı bana göre Amerika’da bir çok AB ülkesinde bile Türkiye’den az.

Nerden mi biliyorum?

İnanın Orhan Bamuk’un bildiği yerden.

Sanki adam Türkiye’de en çok kitap okuyanlar listesinin en başında.

Nobellendi ya.

Çocukluğumda Oskarlı filmlere gitmeyi, Nobel almış kitapları okumayı seçerdim.

Büyüdüm; şimdi seçiciyim. Oskar&Nobel’den uzak.

Mahir Öztürk

 

 

 

 

 





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024