Sosyal Devlet
Sosyal devlet olma özelliğimizi AKP iktidarında yavaş yavaş kaybediyoruz.
Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, “Türkiye’de istikrar var, güven var” demişti.
İstikrarı, borsa, kur, faiz, güveni de merkez bankasının kasasında duran, üzerinde dolar yazan kâğıtların varlığı sanan bir zihniyet hakimdir.
Öte yandan bu zihniyet, sosyal güvenlik kurumlarının ıslahı adı altında sosyal hakların törpülenmesini ekonomik istikrar görendir.
Sosyal tarafların görüşü alınacak haberleriyle kamuoyu güya bilgilendirdi.
Ne var ki, imam bildiğini okuyor.
Sosyal hakların ortadan kaldırılması, devletin sosyal ilkesi yerine liberal olma ilkesi yerleştirilmeye çalışılıyor.
Hem de öyle böyle liberal değildir; hem serbest hem güçlendirilmiştir.
Güçlendirilmiş serbest liberal devlet ne demektir?
Cumhuriyet Gazetesinde dün yer alan “AKP reform adı altında sosyal güvenliğin son kırıntısını da yok edecek. Haklar Budanıyor!” başlığıyla verdiği haber çok önemlidir.
Dikkatleri bir kere de ben çekmek istedim
Haber içeriğinde şöyle bir tümce yer alıyor; “ taslağın gerekçesinde asıl niyetin sosyal devletten liberal devlete geçişin olduğu satır aralarında gizlenip sosyal yardıma vurgu yapılarak ‘hak yerine iane’, ‘sosyal devlet’ yerine ‘sadaka devleti’ anlayışı egemen kılınmaya çalışıyor” diyor.
Haber doğruysa,
Dikkat!
Sosyal devlet mülga!
Yerine, sadaka devleti; halkı dilenci olmaya mahkûm eden, sadaka dağıtan devlet.
Topla tüfekle değil, reformlarla Afrika ülkelerine benzetilmeye çalışılan Anadolu üzerinde kara bulutlar dolaşıyor.
Başını kaldırıp kar bulutları görenlerin sayısı ne yazık ki çok değil, başı önünde eğik millet olmamız isteniyor.
Bir taraftan sosyal haklar ortadan kaldırılmaya çalışılırken diğer taraftan verginin tabana yayılması adı altında garip garip vergiler icat ediliyor. Unakıtan derneklere, siyasi partilere gelirlerin her türüne vergi gelecek demişti. Kim bilir belki Emeklilere de…
Ama kara paraya, yabancının borsaya yatırımına vergi yok.
Bunlar iktidara gelir gelmez nereden buldun yasasını ortadan kaldırmışlardı.
Garip gurabaya, fakir fukaraya vergi de gelecek beyler.
Unakıtan vergileri savunurken, sosyal Güvenlik Bakanı reformu savunurken bir şekilde devletin gelirlerini artırmayı amaçladıklarını açıklıyorlar.
Savurganca harcamalar konuşulduğunda, borçlar dile getirildiğinde tezat ifadelerine tanık oluyoruz.
Müteahhitler kahramanca çalışıyorlar, çok da kazanıyorlar deniyor.
Kazançlarında gözümüz yok ama, yerli yersiz, abuk sabuk beton demir yığınları.
Borçlarla ilgili; “leblebi çerez,,, borç yiğidin kamçısıdır” türünden açıklamalar.
Amerikanın 8 – 9 trilyon dolar borcu var, bizimkisi 436 milyar dolarmış.
Kötü örnek, örnek olur mu?
Amerika’da kafası çalışan aydınlar Amerika’nın durumunu, Batı Roma, Osmanlı imparatorluğunun çöküşüne benzetiyor.
Dolar bir lira on dört kuruş.
Borç, 436 milyar olmuş…
Borç yiğidin kamçısı…
Dolar oldu mu iki buçuk lira, yandı gülüm keten helva!
Hiç bunlar akla gelmiyor.
Borç yiğidin kamçısı deniyor.
Aslında bir de şöyle değiş vardır; borç veren buyruk verir. Yani kamçısını çıkarır kamçılar da kamçılar. O kamçı altında, yiğidin yiğitliği mi kalır. Adama “süpürmeyin kullanın” dedirtir.
Yaaa işte böyle…
Amma velakin o kamçının bedeli eninde sonunda o garip guraba, fakir fukaraya ödettirilir. Sosyal haklarından vaz geçilir, vergiler salınır, dilencilik makamına düşürülür.
Gökyüzündeki bulutlar kapkara…
Yolculuk var beyler, Afrikalılaştırılmaya.
Gün gelir…
Derler ki adama; yeni Afrikalılaştırdıklarımızdan mısınız?
Haberiniz, haberimiz olsun anayasanın sosyal devlet niteliği çok çok önemli.
Mahir Öztrük



