Padişahlar Gibi - Eskişehir Haber

Padişahlar Gibi

Padişahlar Gibi
Yayınlama: 23 Ocak 2008 Çarşamba - 1.068
A+
A-

 

Geçen gün Rize’den bir ileti aldım.

“Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na neden RTE diyorsunuz, onu aşağılamak en azından etik değil ve aşağılayanın kişiliğini belli eder” diyordu.

Kişilik; bilindiği gibi kişinin aldığı eğitim, çevre, ilişkiler ağı, menfaat bağları vesaire birçok unsurun bir araya gelmesiyle şekillenir.

Dolayısıyla çarçabuk kişilik tahlili yapmak o kadar kolay olmasa gerek.

Öte yandan yazılarımda Sayın Başbakan Recep Tayip Erdoğan ifadesi yerine RTE’yi tercih etmem yerden tasarruf etmek içindir.

Yazılarımda kısaltmalar kullanmak kişilikle, aşağılamayla ilgili olarak değerlendirmek yerine TBMM, BM, IMF, DTO, GDO türünden çok bilinen özel isimlerin kısaltması gibi değerlendirilebilirdi. Çünkü Recep Tayip Erdoğan’da çok kısa zamanda, dünyada çok tanınan özel isimlerden biri haline geldi. Neredeyse Bush kadar tanınıyor. Dünyanın en çok gezen başbakanı unvanını daha ilk yılında elde etmiş biri.

Aşağılamak bize yakışmaz. Üstelik ne haddimize?

İcra makamının başı oldukları için başbakanlar eleştirilebilmelidir.

Eleştirilen başbakanlar, şiddetle ve hiddetle korku salarak demeçler vermesi şık düşmez.

Hele hele sinirli görüntüler vererek devletin en saygın kurumlarını aşağılaması hiç hoş değildir.

Bir rektöre, “sen kimsin yaa!” demek bir başbakana yakışmaz. Hele hele Danıştay’a, Yargıtay’a “ kimse kendisini yasamanın, yürütmenin üzerinde görmesin” demesine ne denebilir?

Akla şöyle bir soru düşmektedir; RTE acaba kendisini tek başına yasama ve yürütme yerine mi görmektedir?

Böyle bir düşünce tarihte en katı mutlakıyetlerde görülmüş bir şeydir. Padişahlıktır. Ortaçağ karanlığıdır.

RTE’nin zihninde, kişiliğinde böyle bir şey var mıdır bilinmez.

Memurlara vücut dilimden anlayacak diyen, Çiftçiye al ananı git diyen, bir rektöre sen kimsin ya, otur oturduğun yerde diyen başbakanımızın siniri içimizi burkar.

Sinir zararlıdır.

Siyasetle uğraşanlar aslında sinirlerini aldırmalıdır. Çiğ köftelik et gibi.

Sinirli bir başbakanımız var!

MB’yi sebepsiz  İstanbul’a taşıyacağım diye tutturan,

301 çıkacak buyuran.

Teröre affı savunan…

Türban’a İspanyalardan siyasi simgedir mesajı veren.

Medyanın, bankaların gelirini ona katlamasına sebep olduğunu ikrar eden.

Sosyal güvenlik reformu altında sosyal devlet ilkesini törpüleyen…

OECD ülkelerinde daha az çalışan, daha çok ücret alan öğretmenlere karşılık, Türkiye’deki öğretmenlerin maaşlarını çok gören.

Emeklilerin maaşlarına vergi salmayı tasarlayan, sağlık güvencesini azaltan…

RTE değil midir?

Devleti temsil edenlerin vücut dilinden anlamaları gerekir mi?

Binlerce yıllık devlet geleneğimiz içinde devlet yönetimine itaat vardır. Ama devleti yönetenler haktan, adaletten, millet yararından uzaklaştığında “hal” edilmişlerdir. Tarihimizde bu da vardır.

Yine emperyalist devletlerin bitip tükenmez hırslarına alet olmuş son Osmanlı padişahlarının durumu da tarih sayfalarında acıklı yerini almıştır.

Osmanlıyı bitiren en temel unsur iktisadidir ve bilindiği gibi devletlere imtiyazlar ihsanıyla başlar.

Tanzimat  ve ıslahat dönemlerinde; sözde modernleşme adı altında batı taklitçiliği ve savurganlıkla birlikte aşırı borçlanma sonucu verilmek zorunda kalınan yeni ticari imtiyazlar, siyasi imtiyazlar; azınlıklara verilen aşırı haklar ve nihayet savaşlar…

Tarih tekerrür ediyor gibidir.

Atatürk’ün muasırlaşma hedefinin temeli bağımsızlıktır.

Bağımsızlık kavramı modasının geçmiş olduğunu iddia edenler var.

O zaman akla, bir milli mücadeleye neden kalkıştık, Lozan’da neden uzun tartışmalar yaptık sorusu akla gelir.

Bu gün herkes Atatürkçü.  Bir yol tutturulmuş, Atatürk’ün düşünde sistemine ters.

Atatürk’ün 12 Haziran 1925 yılında Hamdullah Suphi Bey’e söylediği, “İki Mustafa Kemal vardır. Biri karşınızda oturan ben; et ve kemik, fani Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal var; onu ben kelimesiyle ifade edemem. O, ben değil, bizdir…”

Bu gün biz değil, ben var. Bireycilik üstün değer.

Çok uluslu şirketler.

İlişkiler ağı, şirket çıkarları…

Biz nerede?

Rize’den değerli emekli edebiyat öğretmeni iletisinde, “ lütfen benim anamın, eşimin, bacımız ve kızımın başörtüsü mü-turban mı dersin uğraşmayınız!..” diyor.

Laiklik hangi ihtiyaçtan doğmuştur? Biliniyor mu?

Kimse kimsenin değerleriyle uğraşamaz.

İnançlara saygılı olmak esastır.

İnançların sömürülmesi ise en tehlikeli olandır.

Türban, siyasi simge olsa ne yazar demek kadar.

Bu yazım bir bakıma gelen iletiye cevap niteliği taşısın istedim.

RTE’nin gazetelerdeki fotoğrafını görenler bana katılacaklardır; ne kadar kızgın, gergin, öfkeli; korkutucu bir resimdir o öyle.

Tanzimat, ıslahat zamanlarında ahalinin, “padişahım efendimiz” dedikleri zatı muhteremler gibi.

Rize’ye selam ve saygılarımla…

Mahir Öztürk

 

 





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024