Çenealtı! - Eskişehir Haber

Çenealtı!

Çenealtı!
Yayınlama: 31 Ocak 2008 Perşembe - 1.088
A+
A-

 

Çene altı bağlanacak!

Üniversitelerden öteye geçmeyecek.

Açıklamalar böyle.

Laikliğin güvencesi olarak görüyor kendini RTE…

Laikliğin güvencesi kişiler olabilir mi? Her kim olursa olsun.

Laikliğin güvencesi hukuk değil mi?

Artık hukukun üstünlüğü tartışılıyor.

Yüksek mahkemelerin kararları en sert ifadelerle eleştiriliyor.

Devletin temel kurumları yıpratılıyor.

İslamiyet’in ruhu unutuluyor, İslamiyet’e şekil getiriliyor. Neden?

İslami şekilciliğin kurbanları var, yararlananları, siyasi çıkar sağlayanları var.

Zavallı analarımız, kadınlarımız, kızlarımız…

Çene altı bağlanacak, üniversitelerden öteye geçmeyecek…

Orada kalır mı?

Sonu Afganlaşmaya kadar gider mi?

Çene altı, üstü, burun altı, üstü, göz altı, gözler de kapanacak…

İslamiyet bu mu?

Böyle bir anlayış olabilir mi?

Toplumu böylesi bir tehlikeli bölünmeye sürükleyenler tarihe karşı büyük sorumluluk altına girerler.

Tarihi bir süreç yaşanıyor.

Üniversite rektörleri, yüksek mahkemeler… TÜSİAD bile tepkili.

Türk Silahlı Kuvvetleri rahatsız.

Malum yorumcular TSK’yı yıpratma gayretkeşliğine devam ediyor.

Basın yasağı olan, ne olduğu da pek anlaşılamayan, “Ergenekon” isimli bir yapılanmayla ilgili tek yönlü yorumlar var.

Toplumda bir önyargı yaratılmaya çalışılıyor, sızdırma haberler…

Yargının kararına bırakılmıyor.

Ergenekon, TSK ile ilişkilendirilmeye çalışılıyor.

TSK’yı yıpratmak kimin işine yarar?

Genelkurmay Başkanımızın açıklama yapmak zorunda kalması anlamlıdır;

“TSK suç örgütü değildir.  Hata yapan yargı önünde cezasını çeker. TSK'yı ilişikilendirme çabaları beyhudedir. Suç varsa ceza da vardır.”

TSK’ya karşı öküz altında buzağı arama arayışında olan, cepleri dolarlarla doldurulmuş, yabancı hayranı, gazeteci sıfatlı bir güruh var.

Yirmi sekiz yıl öncesi hataları bu güne yamamaya çalışanlar var.

Oysa yirmi sekiz yıl öncesi hatayı yapanlarla bu günün söz konusu yazarları aynı paraleldeler.

Bunlar tümüyle “bizim çocuklar” denilen elemanlardır.

Yirmi sekiz yıl önce üniformalıydı, şimdi sivil; kimi siyasiler, bazı köşe kapmış kalemşörler.

Okyanus ötesinden esen yele göre konuşan, yazan çizen zihni esir beyinler, dışardan bakışla iç meseleleri yorumlarlar.

Okyanus ötesi buyurdu; “türban, Türkiye’nin iç meselesidir.”

Sosyal güvenlik, vergi, kur, faiz, vakıflar yasası çıkacak, 301 değişecek… Bunlar iç mesele değil, sadece türban iç meselesidir.

Tuhaf değil mi?

Sanki türbana vize verilir gibidir.

Türban, bir araç. İslamiyet’le ilgisi o kadar net değil.

Net olan ise, türban kargaşasının uluslar arası çıkarlarla ilgisinin varlığıdır.

Kendimize şu soruyu soralım isterseniz;

Laik cumhuriyet olan Türkiye’nin sömürülmesi mi daha kolaydır. Suudileşmiş, Afganlaşmış bir Türkiye’nin mi?

Türban o nedenle pek iç işimiz gibi görünmemektedir.

Ulusal güvenliğimizle olan dolaylı ilişkisi ancak muhakemeyle, akıl yürütmeyle fark edilebilir.

Sorun çene altı örtünmeyle ilgili değil, ayrıştırılmayla ilgilidir.

Sorunun güvenlikle ilgisi nedeniyle, elbette güvenlik kurumlarını da ilgilendirir.

Türban konusunda askerin görüşü nedir?

Merak edilen buydu.

Büyükanıt Paşa, “askerin düşüncesini bilmeyen yok” dedi.

Sorun, herkesin sorunu.

Sorun, bütün boyutlarıyla tartışılmıyor.

Sorunun boyutunun farkında olmayanlar, sorunu, bir hak ve özgürlük olarak görenler çoğunlukta.

Demokrasidir sanılması isteniyor.

Oysa laik cumhuriyete karşı bir eylemdir, süreç devam edecek.

Çene altı, üstü, göz altı, üstü… Üniversite, ilköğretim, kamu her yerde… Sürecek.

Hukukun üstünlüğüne inanıyorum. Siyasetten beklentim var…

Şunun bilinmesinde de yarar var;

Laik cumhuriyet demokrasiyle kurulmamıştı ki…

Mahir Öztürk





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024