Sosyal adaletle zenginleşmek
Sadakayla geçinmek mi?
Sosyal adaletle zenginleşmek mi?
Dağıttığı sadakayla övünen bir başbakan var.
Sadakayla geçinenlerin her gün arttığı, yoksullaşan bir ülke. İstikrarla ilerliyor.
Fert başı gelir beş bin. Kısa zamanda on bin olacağı söyleniyor. O beş binlerin, beş yüz binlerin, beş milyonların kimin cebinde olduğu o kadar belli ki…
Gelir dağılımındaki adalet hiç olmadığı kadar bozuluyor.
Çare düşünen var mı?
Var!...
DSP Emek Kurultayı düzenliyor.
DSP Genel Başkanı Sezer, “Bu çalışmalardan bir iktidar programı çıkacak” diyor.
Zenginlikte sosyal adaleti sağlamak için.
Günlerce öncesinden hazırlık konferansları yapıldı bile.
Sezer diyor ki, “Hem büyüme var, hem de çalışanların, toplumun önemli kesimleri bu büyümeden pay alamıyor. Kaynaklar nereye gidiyor?..”
Emek kurultayını Tarım, Sanayi, Bilgi Toplumu, Kültür, Sanat, Adalet, Hukuk, Eğitim, Sağlık kurultaylarının izleyeceğini öğreniyoruz.
Sağlık arapsaçı.
Sezer, “hükümetimiz yabancı doktor fantezisiyle uğraşıyor” diyor.
DSP, Toplumun tüm kesimlerinden temsilcilerin katılacağı kurultaylarla halkla bütünleşmesini sürdürüyor.
Başbakanın başından beri dış politikada yanlış adımlar attığını, Türkiye’yi sonu belirsiz bir karanlığa sürüklediğini belirttikten sonra yüksek sesle sesleniyor; “ Bu karanlık iktidardan ve bu karanlık iktidarın baston değneği anamuhalefetin genel başkanından bu ülkeyi 2007’de kurtarmaya kararlı mısınız?”
Kararlı olmak durumunda değil miyiz?
Sezer, İstanbul Esenlerden ise halka şöyle seslendi; “Bizim derdimiz Türkiye’yi karanlığa götürenlerle, bizim sorunumuz Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne zarar verenlerle, bizim sorunumuz laik demokratik Atatürk Cumhuriyeti’ni rotasından çıkarmaya çalışanlarla, bizim sorunumuz, kavgamız insanımızı işsizliğe, açlığa mahkûm edenlerle”
1900 kişiyle, yüz yüze görüşmelerle yapılan Anketlerde yüzde bilmem kaç gösterilse de, DSP gümbür gümbür geliyor.
Zeki Sezer, “Sol duyarlılıkta güç birliği için engel Baykal’sa, onu da aşar geçeriz” diyor.
Benim de inancım budur.
Ancak aklımdan geçen şudur?
Yukarıda özetlemeye çalıştığım basın açıklamalarından kaç kişi haberdardır.
Hani bizim şu yaygın medyanın gündemi, şimdilerde kurtlarla dansla meşgul de…
Zenginlikte sosyal adalet, dış politikadaki gelişmeler…
Milletin en büyük derdi değil mi?
Bir de küçük bir özeleştiri:
Bizim İl Başkanı, Emek kurultaylarının öneminin farkında mı? Genel Başkanının açıklamalarını partililerine yaymada, propaganda yapmada etkili mi? Siyaseti sevmiyor ki…
Yoksa delege ziyaretleri mi daha önemli? İl kongreye gidiyor da…
Geçen gün küçük bir eleştiri yapıştım.
Birkaç kişi, disipline vermekten, ihraç etmekten filan söz etmişler.
Hadi hayırlısı.
Bir de duyduklarım var; ayıplı itham ve ayıplı teklifler filan olmuş.
Şık durmadı! Yakıştıramadım!
Genel Başkan Sezer’le Genel Merkez, mitingden mitinge koşarken, televizyonlarda açıklama, üniversitelerde konferans, 25.000 köy ziyareti… Kurultaylar; Emek kurultayı…
Burdur İl Başkanı, boş duramaz.
Haberli, programlı, etkin, yaygın, sürekli propaganda yapmalıdır. Her gün gelen parti basın bültenlerini partilileri ve vatandaşla paylaşmalıdır. Köylerde, mahallelerde, kadınlar arasında, gençler içinde DSP siyasetini anlatacak kadroları harekete geçirebilmelidir.
Bilmem doğru bilmem tevatür; başkanın ağzından çıktığı iddia edilen “partinin en zayıf olduğu dönemde ben olmasaydım parti başkansız kalacaktı” gibi bir laf dolaşıyor.
Olmaz başkan! Bu parti hiçbir zaman, başkansız kalmaz.
Belediye başkanlığı seçimlerinde adaysız kalmadığı gibi…
Bir hatırlatma; işi gücü yüzünden partiye ilgisiz olduğu koskoca üç sene geçti. O sıralar biri bir şey demişti; “başkan işin gücün çok, partiyle ilgilenemiyorsun, istifa etmeyi düşünüyor musun?”
“İstifa etmeyi düşünmüyorum demiştin”
Ne istifa ettin ne çalışabildin. Seçimde adaysın. İnanıyorum partideki hemen her kes, partiye senden daha çok zaman ayırır ve siyaseti severek, bilerek, inanarak, katılımcı bir şekilde yapar. Keyfilik, siyaseti bitirir.
Amaç, parti içi demokrasiyi çalıştırmak olmalıdır…
Ülkenin kurtuluşu dürüst, ilkeli siyasettedir.
İlkeli, dürüst siyasette de parti içi demokrasinin tam çalışması gerekir.
Keyfilik, üç- dört kişinin egemenliği siyaseti bitirir.
İhraç edilmek ise hiç mi hiç önemli değildir. Ben yine doğru bildiklerimi yazmaya devam ederim. Ama ihraç, o kadar kolay olmadığı gibi, kimsenin keyfine de bağlı değildir.
Genel Başkan Sezer diyor ki, “Ecevit’in Demokratik Solcu’ları, görev zamanı”
Burdur’daki Ecevit’in demokratik solcuları, anlatın, çalışın, birleşin artık. Sultanlığa izin vermeyin.… Görev zamanı…
Mahir Öztürk



