Korkmazgil
Adı gibi bir korkmaz kavga adamıdır, Hasan Hüseyin Korkmazgil.
23 Şubat’ta Burdur’da sanatçı dostları tarafından seslendirilen şiirleriyle, anılarla bir konferansta andık onu.
Sanatçı dostları Orhan Aydın, Metin Coşkun’un sesinden dinledik o güzelim şiirleri.
Özellikle gençlerin doldurduğu o salonda bulunmak benim için ayrı bir hazdı.
“Ağlasun Ay şafağı” kitabından tanırdım Hasan Hüseyin’i.
Bir de ben bebekken, Hasan Hüseyin Korkmazgil ve eşi Azime Ablamla tanışmışım.
Azime Ablam, konferansa gelemedi.
Mesajını göndermiş, Ankara’da tedavi görüyormuş. Ona acil şifalar diliyorum.
Konferansın bana verdiği o yoğun duygularla evime döndüğümde, kitaplığımda onun şiir kitaplarından birini buluyorum. İsmi “Oğlak” 1972 basımı.
Sayfaları çeviriyorum:
1927’de Sivas’ın Gürün ilçesinde doğmuş Korkmazgil.
939’da Erzincan depremine ağıt yakmış.
942’de parasız yatılıyı kazanmış.
945’da Adana Erkek lisesi, çok okuyup, çok yazma; “Uyanan Şehir” adlı uzun şiiri mahkemem mahzeninde kalmış.
Gazi Eğitim, Maraş’ın birkaç ilçesinde Türkçe öğretmenliği, 1951’de bir tertibe uğrar Korkmazgil.
Şiirler, kitaplar, öğretmenlik, yedek subaylık gider, film kopar.
Hasan Hüseyin, “Halkın içinden aldılar ben, verdiler halkın içine” der.
Tabelacılık, arzuhalcilik, hayvan bakıcılığı, ırgatlık…
İlk şiiri 959’da Dost dergisinde basılmıştır.
960’larda artık birçok şiiri yayımlanmaktadır
963’de ilk kitabı “Kavel” yayımlanır.
965’de ikinci kitabı “Temmuz bildirisi” doğar.
Eşi Azime’yle tanışır.
Onun gözünde Azime, umudun, özgürlüğün, kavganın ve devrimin de simgesidir.
Oğlunun adını da “Temmuz” koyacaktır.
Der ki; “buğdayın pirincin mısırın en güzeli – böyle de aç olunmaz bre
“pamuğun ketenin ipeğin en güzeli – böyle de çıplak olunmaz bre
“elimi sallasam aya dokunacağım – böyle de yuvasız olunmaz bre
“vurmuşlar sesini vurmuşlar rengini vurmuşlar sevincini güzelim”
Üçüncü kitabı “Kızılırmak” yargılanır. Üç yıl ağır hapis, ancak Yargıtay bozar.
“uyan ey köşem bucağım
“kırıkkolum iğriboynum sağırkapım dilsizim
“vaktidir direnmenin
“vaktidir şimdi … karataş çatladı çatlayacak.”
Ve “Ağlasun Ay şafağı” kitabında Korkmazgil, “benim ülkem küçükasya – kitap sayfaları gibi kat kat – ve katmer ketmer – gül gibi” der.
İşte Oğlak’tan öğrendiklerimdir, bunlar.
Bir de konferansta seslendirilen bir şiiri vardı ki, unutamam: Paylaşmak isterim
“Görüyorum ki, bir an önce varmak istiyorsun oraya. Gerginsin
kıpır kıpırsın, soluk soluğasın, yay gibisin ey yolcu
coşkunluğun ne güzel, ofken ne güzel
Sana selam, sana saygı
ey yolcu
Fakat düşündün mu yolunun uzunluğunu ?
Neler var yolunun üstünde, düşündün mu?
Koşar-adım asabilecekmişsin şu dağı, geçebilecek misin
bu hızla su beli, tırmanabilecek misin bu solukla su sırtı ?
Ovada dikenler yollara uçmuştur, kuru dereleri seller basmıştır,
kar yağmıştır belki o tepelere ? Böyle, uçar gibi geçip
gidebilecek misin oralardan, hemen varabilecek misin oraya ?
Belki sırtlanlar üşüşmüştür leşlere, kuzgunlar tutmuştur belki
yolları. Belki silinmiştir ayak izleri yolcuların.
Bütün bunları düşündün mu ey yolcu ? çünkü sen, ne ilk yolcususun
bu yolun, ne de son.
Derim ki sana :
Nehirler boyu git
Nerelerde ve niçin durgundur nehirler,
nerelerde ve niçin hırçındır nehirler,
nerelerde ve niçin mendereslidir,
nerelerde ve niçin çağlayanlı ve de çavlanlıdır nehirler,
gözlerinle gör, duy kulaklarınla
Gör ve duy ki, nasıl varır nehirler denizlere
Derim ki sana :
Denize varmaktır amacı nehrin, denize varmak, ey yolcu
Büyükse dağ, aşamıyorsa üstünden nehir, dolanır çevresini dağın.
Büyükse kaya, sokup atamıyorsa nehir, birikip birikip taslar
üstünden, dolanır yanını yöresini. Yokuşsa yolu, koşamıyorsa
menderesler çizer nehir. uçurum çıkarsa önüne, kapıp bırakır kendini
nehir, acar kanatlarını; varır varacağı yere, oraya denize
Derim ki sana :
Nehirler boyu git ve gör nehirlerin nasıl yol aldıklarını
sen de bir nehirsin ey yolcu
Senin de varmak istediğin bir yer var
Gerçekten varmak istiyorsan oraya, nehirlere iyi bak
Engeller
nasıl asılır, öğren nehirlerden
Yari yolda yok olup gitmek değildir
amaç, nehirler gibi akıp, nehirler gibi ulaşmaktır oraya
Varmaktır oraya, ey yolcu
Derim ki sana :
iyi oku yolunu, avucunun içi gibi bil
Dizlerini, ciğerlerini,
yüreğini siki tut, iyi dengele
Ovada koşar gibi vurma kendini
dik yokuşlara
uçuruma atlar gibi bindirme kayalara
<< daha koş, daha koş >> diye alkış tutanlara kanıp da, kesilip
kalma yarı yolda
Dipdiri varmalısın oraya
Hız koşusu değil bu,
ey yolcu, engelli koşudur bu
Engelleri asa asa, gücünü koruya
koruya varmalısın oraya
çünkü oraya varmaktır amacın, koşmak değil
Boşuna sevmedim nehirleri
Aktıkça büyümesi boşuna değil
nehirlerin
Akan buyur, ey yolcu
<< erişir menzil-i maksuduna aheste giden >> demiyorum ben sana,
<< tiz reftar olanın peyine damen dolaşır >> demiyorum. Böyle
demiyor çünkü nehirler. Duracaksın, dolacaksın, atlayacaksın,
asacaksın, koşacaksın ve varacaksın oraya, diyor nehirler.
Öyle diyorum ben de
Beni dinle, beni anla ey yolcu
adım adım
kulaç kulaç
ilerliyor nehir
yoklayıp
araştırarak
tartıp
dengeleyerek
adım adım
pençe pençe
ilerliyor nehir
birdenbire koçbaşı
birdenbire ipek bir çarşaf
ve balıklar kurbağalar yosunlar
köprüler ve yoksul değirmenleri bozkırın
birdenbire bir uğultu
birdenbire bir kıyamet
bindirip
çekilerek
çekilip
toparlanarak
veriyor cüceleşip
devleşerek
veriyor
nehirlerce Kahtalarla
şarkılar söylemeliyim
nehirler gibi uzun
nehirler gibi kollu
nehirler gibi hırçın
ve yumuşak
ve nehirler gibi
dur
durak bilmeyen şarkılar söylemeliyim
gitmek
nehirlerle yan yana
gitmek
nehirler gibi zor
nehirler gibi çetin
nehirler gibi umutlu
gitmek
nehirlerden de öteye
oraya
taaa oraya
o büyük kurtuluşa
yüreğim
yaralı kuşum
topla ve aç kanatlarını”
İşte Gürün – Sivas doğumlu Korkmazgil, yaşadığı il Burdur’dan anma konferansının esintileriyle …
Mahir Öztürk



