6 Mart
Geçen yaz Burdur Öğretmenevi bahçesinde Mehmet Amcayı dinlemiştim. Sonra defalarca dinledim, notlar aldım. Bu yazının yayınlanmasını da 6 Mart’a sakladım.
Çünkü 6 Mart, Atatürk’ün Burdur’a gelişi.
Denir ki, Atatürk 6 Mart’ta Burdur’a girmeden Antalya’ya geçmiş
Mehmet amca, 97 yaşında ve o yıkıcı 1914 Burdur depremini bile hatırlıyor.
Memet amca anlatıyor;
19-20 yaşarındaydım
Daha askere gitmemiştim.
Atatürk gelecek dendiği zaman herkes hazırlandı. Çatalpınar mevkiinde halk toplandı. Çatalpınar’dan Yenice Mahalle üzerinden Antalya’ya yol giderdi.
Atatür,k Dinar tarafından gelecek dediler.
Müthiş bir kalabalık vardı.
Tam dörtyolda, yerlere halılar serilmişti.
Vaktiyle Bağ bekçilerine deştivan denirdi; Deştivan Ömer Ağa, iri yarı, elindeki tüfekle Atatürk’ün bacaklarına sarıldı.
Burada söze giriyorum; Atatürk’ün tepkisi ne oldu?
Ömer ağa sevgi gösteriyordu, diğer sevgi gösterisinde bulunanlar da vardı. Atatürk onlara sevgiyle karşılık verdi. Yanında iri yarı, büyük kumandanlar vardı. Kumandanlar bellerindeki tabancalarını tutuyorlardı.
İzmir suikastı girişimi sonrası olduğu için Komutanlar tetikteydi.
Atatürk’ün elinde baston vardı. Üzerinde pardesü gibi bir şey ve başında da fotör şapka.. Yerli kumaş giyilecek denmişti – Hep dışarıdan İngiliz, Avrupa kumaşları gelirdi.
Evlerde fındık fıstık vs yenecek, çünkü yerli malı deniyordu. Yerli malına özendiriliyordu halk.
Atatürk’ün açık kahverenginde çatmalı çatmalı yerli kumaştan elbisesi vardı üzerinde.
Burdur’un ileri gelenleri, geri gelenleri hepsi oradaydı. Herkes karşılamaya gelmişti. Kalabalıkta Atatürk’e yakın olabilmek için bir itiş kakış vardı… Atatürk önde, Komutanlar etrafında.
Ben çok yakından gördüm Atatürk’ü. Biz sokulduk Atatürk’e, çekilin çekilin dediler. Atatürk Çatalpınardan Burdur’a doğru ilerledi. Yol çok dardı. Bir subay, Atatürk’e yaklaştı, “Paşam, Antalya yolu geride kaldı” dedi. Atatürk ve heyet hep birlikte geri döndüler. Elli, yüz metre kadar yol ayrımından uzaklaşmışlardı. Ani geri dönüşle, arkadaki kalabalıkta bir yığılışma oldu.
O sırada Atatürk şapkasını çıkarıp halkı selamladı; “sıcak değil mi çocuklar” dedi.
Evet paşam dedik.
Atatürk kalabalıktan terlemişti. O zaman biryantin meşhurdu; saçları taranmış, parlıyordu. Saçları hafif griye bakan bir renkteydi
Bu kadar konuştu, oradan Antalya yoluna devam etmiş.
Bir laf çıkardılar, Atatürk Burdur’a kızmış da onun için Burdur’a girmemiş diye.
Doğru değil, Atatürk zaten Antalya’ya gidecekti.
Sıralı 10 – 15 jeep vardı. Askerler seçmeydi. Jeeplerde bir tane şöfor, iki askerden muhafız vardı.
Oyalanmadı, Antalya’ya gideceği için arabalarına bindiler. Kalabalıktan arabaya binişlerini biz göremedik.
Mehmet Amca’nın Atatürk’ün Burdur’a ilk gelişiyle ilgili anısı böyle. Israrla söylediği, Atatürk’ün Burdur’a kızarak girmedi, gitti söyleminin doğru olmadığı, dönüşte Burdur’a girmeyi planladığı içindir dedi. Arkasından Atatürk’ün Burdur’a ikinci kez gelişini ise bakın nasıl anlattı:
İki gün sonra Antalya’dan geldi.
Yine herkes karşılamaya gittik.
Yollara halılar döşendi.
Çatalpınar’dan, sıkış tepiş kalabalıkla birlikte, Hükümet önündeki vali konağına kadar yürüdük. Kalabalık içinde Atatürk’ü bu sefer göremedim. Çok gerilerde kalmıştım.
Kadınlar ve kızlar yol kenarlarındaydı. Onlardan da karşılamaya gelenler olmuştu. Başı açık yoktu. Peçelerini zor attılar. Çarşaf giyiyorlardı. Ağaların beylerin kıyafetleri de entari şeklindeydi.
Şimdiki Hükümet binasının bulunduğu yer, geniş bir alandı. Hükümet arkadaydı. Hükümet binası iki kat, onun da arkası çöplük.
Atatürk hükümet önünde halka hitap etmiş. Ben duyamadım, göremedim, kalabalıktan göremedim.
Öğretmen evinin yaşlı çam ağaçları altında Mehmet Amca’nın Atatürk’ün Burdur’a gelişiyle ilgili anlattıkları bunlardı.
Ve bu günkü Burdur…
Bir nesil önceki peçe ile gezen kadınlar, entari giyen ağalar, beyler.
Kılık kıyafet devrimine neden hala karşı olunur. Neden Atatürk’e hakaret edilir?
Bir düşünün, bir düşünelim isterseniz….
Bu gün Atatürk Burdur’daydı. İki gün sonra yine gelecek…
Mahir Öztürk



